Pages

Tuesday, March 29, 2016

İçi Boşalan Sanat

Kültürün içi boşaldı. Kültürel kavramların neredeyse tamamı ticari meta haline dönüştürüldü. Alınıyorlar ve satılıyorlar. İnsanlar sadece eğleniyorsa, sorun yok. Üretimleri devam ediyor. İçerik önemini kaybetti.

Duyguların, düşüncelerin yarattığı bir kavramdır kültür. İnsanın kendini ifade edişidir. Bazen müziktir, bazen resim. Bazen heykeldir, bazen şiir. Bazen de tiyatro.

Ortaokul ve lise yıllarımda iken kravat ve ceket ile gidilirdi tiyatroya. Şehir tiyatroları, devlet tiyatrosu ve bazı özel tiyatrolar sürekli merceğimdeydi. Ekim ayından itibaren her ay gazetelerden oyunları takip eder, bir ay boyunca gideceğim oyunların biletlerini her ayın başında alırdım. Böylece, bütün kış aylarım sanatla dolu geçerdi.

Üniversite yıllarımda, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin gençlik korosunda her çarşamba akşamı ve cumartesi sabahı provalarımız olurdu. O günlerde, bütün opera temsilleri ve konserler de ücretsiz olarak girmişti hayatıma. Sanat, hayatımın önemli bir bölümünü işgal ediyordu ve bu durumdan büyük bir keyif alıyordum.

Lise yıllarımın edebiyat derslerini çok özel bir tadla anımsıyorum. Edebiyat ve matematik en sevdiğim derslerimdi. Kabataş Erkek Lisesi'nde, Oktay Tuncer ve Aysen Erensoy'un derslerindeki edebiyat konularının içinde tiyatro adeta oynanıyordu. Her şiir, her roman adeta yaşanarak sindiriliyordu.

Tiyatro, antik Yunan ile başlıyor. Amfi tiyatroların görkemli ve heybetli mimarisi antik Yunan'da tiyatronun ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu anlatıyor. Aiskylos, Sophokles ve Euripides o çağın tiyatrosunun dev isimleri. Onların eserleri Romantik Dönem Avrupa'sına ilham kaynağı oluyor. Sadece tiyatroyu değil, sanatın her dalını etkiliyor. İnsanlık, kendi medeniyetine geçmişte yaptığı katkıları zaman zaman unutabiliyor. Üstelik, birkaç yüzyıl boyunca. Muazzam bir Yunan tiyatrosunun başka bir medeniyet formatıyla yeniden insanlığın emrine girmesi uzun bir zaman alıyor.

Tiyatro, daha çok batının geliştirdiği bir kültür. Türk'lerin Orta Asya'da iken gerçekleştirdikleri bazı törenler tiyatroyu andırsa da, batının yarattığı, geliştirdiği ve bugün anladığımız anlamdaki tiyatronun temelleriyle pek ilgisi yok. Geleneksel Türk tiyatrosu olarak adlandırabileceğimiz tiyatronun da beni pek tatmin edebildiğini söyleyemem. Yani, meddah, orta oyunu (halk tuluat tiyatrosu) gibi türlerin batının ürettiği tiyatro türünün yanında hem içerik, hem de görsellik açısından son derece zayıf kaldığını düşünmüşümdür hep. Bu nedenle, hiç ilgimi çekmemiştir.

Sanatın ruhunda eleştirmek vardır. Tiyatronun da bir felsefesi vardır. Farklı türlerinin olması, kendi içindeki felsefi renkleri ve anlatım biçimlerini yansıtır. Bu nedenle, tiyatronun ve sanatın pekçok başka türü her toplumda başta siyasetçiler olmak üzere birilerini rahatsız edegelmiştir. Yine bu nedenledir ki, şiirler, romanlar, tiyatrolar farklı ülkelerde, farklı kültürel ve siyasi anlayışların hakim olduğu dönemlerde yasaklanabilmiştir.

Her sanat eseri çok mu önemli ve değerlidir? Elbette ki hayır. Felsefesinde özgürlük, barış, eşitlik ve adalet, demokrasi, insan hakları, doğa ve hayvan sevgisi olmayan ya da bu kavramlara karşı gelen her tiyatro veya başka bir sanat dalı önemsiz değilse de değersizdir. Önemsiz olmayabilir. Çünkü, bazı değersiz şeylerin toplumların bazı travma dönemlerinde etki gücü yüksek olabiliyor. Bu durumda, değersiz olan herhangi bir şey önemli bir noktada kendine yer bulabiliyor.

Günümüzün pop kültür hakim dünyasında kültürün içi boşaldı. Duygular, düşünceler ve bunların ifade ediliş biçimi olan sanat ticarileşti. Günümüz ifadesinden kastım, özellikle 1980'lerden sonrası. Yani, 2010'dan falan sonrasını kastetmiyorum sadece. Yani, neredeyse her toplumsal kavramın ya da olayın sadece kapitalist süreçlerle anlam bulabildiği düşünülen hastalıklı dönemi kastediyorum.

Teknolojinin ve bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi sanata zarar vermiş ya da sanatı çökertmiş olabilir mi? Sadece ve sadece eğlence amaçlı görsel unsurların insan yaşamının her anına nüfuz ettiği bir gerçek. Ürettiğimiz sanatın yine görselliği dijital ortamda anında Dünya'nın her yerine ulaştıran araçlar nedeniyle süratle ulaşılabilir, izlenebilir hale geldiği de bir gerçek. Fakat, şiir yine şiir. Roman, yine roman. Tiyatro da yine tiyatro.

Belki, eskiden olduğu gibi takım elbiseleri çekip gitmiyoruz tiyatrolara. Konserler eskisi kadar ilgi görmeyebiliyor. Özellikle, 20'li yaşlardaki genç insanların sanatı ele alış ve algılayış biçimine bakıyorum. İzleme, takip etme ve yaratma yöntemleri değişti ama duygu ve düşünceleri ifade etmenin sanatsal formları aynı ve değişmeyecek.

Herşey ama herşey bir yana, artık bu yerküre çok kalabalık. Kalabalığın doyması için azalan kaynakların daha verimli kullanılması lazım. Daha vahşi ve daha kapitalist bir yerkürede sanat, sanat için değil, halk için yapılıyor. Yani, ne satarsa o. Formatlara takılmayalım. Peki. Ama, içerikte geçmişten kalanlarla idare edilmekte.

İnsanlığın hep iyiye gideceğini düşünen bir felsefi akım vardır: eskatoloji. Bu felsefenin temsilcilerinin haklı çıkmasını isterdim ama maalesef birşeyleri yanlış gördüler sanırım.

Yine de 27 Mart'ı tiyatrolar günü olarak kutlamaya devam edelim.

Arda Tunca
(İstanbul, 27.03.2016)

Sunday, March 13, 2016

Avrupa Merkez Bankası'nın Yeni Önlemleri

Avrupa Merkez Bankası (AMB) başkanı Draghi, 10 Mart günü, 19 ülkeli Euro Bölgesi'nde yaşanan talep yetersizliği ve tehlikeli boyutlardaki düşük enflasyon oranlarına karşı bazı yeni önlemler açıkladı. Bu önlemlere dayanarak, AMB'nin cephanesinin tükenmediğini dile getirdi. AMB'nin önlemlerine ilave olarak hükümetlerin de talep artırıcı ve ekonomik faaliyetleri destekleyici önlemler almaları gerektiğini anlattı. Alt yapı yatırımlarına yönelmenin hükümetler kanadına ait olabilecek önlemlerden biri olduğunu belirtti.

Draghi'nin hala cephanesi olduğunu söylemiş olması sadece piyasaların moralini düzeltmek amaçlı bir ifadedir. Daha önce açıklanmış önlem yöntemlerine ilişkin oran değişiklikleri cephanenin bol olduğu anlamını taşımıyor. Yeni bir önlem olarak, yeni bir finansman yöntemi geliştirildi ki bunu aşağıda açıklayacağım. AMB'nin açıkladığı önlemler, çaresizliğin sonuçları olup kalıcı bir düzelmeyi beraberinde getiremeyecektir.

AMB'nin açıkladığı önlemlere bir göz atalım:
  1. Ticari bankalara, hane halkı ve firmalara borç verilmesi koşuluyla 4 yıllık bir fonlanma imkanı getirildi. Yeni olan uygulama bu. Ticari bankalar, AMB'den yapacakları bu fonlama için faiz ödemeyecekler. Hatta, hane halkları ve firmalara yönelik belli bir borç verme performansını yakalayabilirlerse, borç aldıktan sonra geçen 2 yılın sonunda geçmişe yönelik olarak hesaplanacak yıllık  %0.4'lük bir faiz ödülünü hak edecekler. Bu çerçevedeki uygulamanın bir istisnası olacak: konut finansmanı. Yani, ekonominin çarklarını kısa vadede döndürmeyecek olan ve talep canlanması yaratmayacak olan bir alana ticari bankalar tarafından borç verilmesi istenmiyor.
  2. AMB'den borç alan bankalara uygulanan faiz oranı %0.05'ten %0'a indirildi. Yani, AMB tarafından bankalara borç verilecek ama karşılığında bankalardan faiz istenmeyecek.
  3. Hazinesinde atıl kalan fonlarını AMB'ye götüren ve yatıran bankalara -%0.3 oranında faiz ödenmekteydi. Eksi oranlı bir faiz ödemek ifadesi esasen faiz tahsil etmek anlamına geliyor. Yani, elinde atıl kalan fonları AMB'ye götüren ve depo eden banka AMB'ye %0.3 oranında faiz ödüyordu. Şimdi bu oran %0.4 oldu. Yani, AMB'nin amacı paranın piyasada, kredi mekanizması içinde kalmasını sağlamak. Diğer bir ifadeyle, "piyasada borç vermek ve talebi canlandırmaya katkı sunmak yerine atıl fonlarınızı bana getirirseniz sizi cezalandıracağım" demiş oluyor AMB. %0.4 oranının uygulanmasıyla bu ceza artırılmış oldu.
  4. AMB, yaklaşık 1 yıldır darphanede para basmak ve basılan bu para ile piyasadaki kamu bono ve tahvillerini satın alarak piyasaya likidite sağlıyor. Her ay €60 milyar tutarındaki bu alım miktarı şimdi €80 milyara çıkarıldı. Yani, daha fazla likidite enjeksiyonu sağlanacak. Üstelik, artık sadece kamu kağıtları değil, özel kesimin borçlanma enstrümanları da satın alınabilecek.
Hükümetlerin devreye girmediği ya da yetersiz ölçekte girdiği bir ortamda sadece merkez bankası politikaları yetersiz kalacaktır. 2008'den beri var olan bu durum iyice kronik bir hal almış durumda. Euro Bölgesi, inatla canlanmıyor. Canlanamayacağı belliydi. Uzun süredir bu canlanmanın neden gerçekleşmeyeceğine dair çok sayıda yazı yazdım bu blogda.

AMB'nin 2016 yılı için enflasyon tahmini daha Aralık ayında %1 idi. Şubat ayı verisi %0.2 oldu. 10 Mart günü, Draghi'nin açıklamasından öğrendiğimiz kadarıyla AMB'nin 2016 yılı tahmini %0.1'e gerilemiş.

Draghi, faiz oranlarında daha fazla indirim yapılmayacağını da iletti ama bu ifadeyi yine de temkinli dinlemek lazım. Fed de 2016'da faiz oranını 4 kez artıracağını söylemişti. AMB'nin faiz oranlarını daha fazla indirmesinin bir faydası da olmayacaktır. Zira, negatif faiz oranı koşullarının uzun sürmesi ile finansal stabilite büyük bir tehdit altına girecektir. AMB'nin önlemleri tek başına işe yaramayacaktır. 19 ülkeli Euro Bölgesi ülkeleri hükümetleri de talebi canlandırmak yönünde harekete geçmezlerse mevcut manzara kötüleşecektir.

Alman maliye bakanı Schauble, daha fazla genişleyici maliye politikası uygulamak yerine reformlara yönelmenin önemli olduğunu söylemişti bir süre önce. Temel olarak katıldığım bir ifade ama reformların sonuç getirmesi kısa sürede mümkün değil. Euro Bölgesi'nin asıl ihtiyaç duyduğu önlem ekonomik reformlardır. Fakat, reformları bekleyecek zamanı kalmadı Avrupa'nın.

Yukarıda anlattığım koşullar ve Fed'in faiz artırımı sürecinin 2016 yılında düzenli olarak işleyeceği beklentisiyle Euro, Dolar karşısında zayıflamıştı. Fakat, Fed'in faiz artırımlarında hızlı olmayacağı ve AMB'nin açıkladığı önlemlerle Avrupa'da bir toparlanma olabileceği beklentisiyle Euro, Dolar karşısında kararların açıklanmasıyla beraber güçlendi. AMB toplantısı ve Draghi'nin açıklamaları sonrasında bu gelişmeyi beklemekteydim ama Dolar'ın orta ve uzun vadede güçlenme sürecinin devam edeceğini düşünüyorum. Ayrıca, Euro'nun güçlenmesi Euro Bölgesi'ne yaramıyor. Zira, zaten Çin'in ve diğer gelişmekte olan ülkelerin zayıfladığı koşullarda ihracat olanakları daralırken, kur etkisiyle de ihracat kabiliyetinin zayıflaması Euro Bölgesi için olumsuz bir etkiye sahip olacaktır.

AMB'nin önlemleri talebi canlandırmada tek başına yeterli olmayacaktır. Buna rağmen AMB'nin 2017 ve 2018 enflasyon beklentileri sırasıyla %1.3 ve %1.6. Maliye politikaları devreye girmezse bu öngörüler de tutmayacak. Maliye politikaları cephesinde rahat olunduğu için maliye politikalarına yönelmek mümkün değil ama kısa vadede başka çare de yok. Zira, 2008 sonrasındaki süreçte bütçe va kamu açıklarının milli gelire oranı Euro Bölgesi ülkelerinde önemli boyutlarda arttı.

Tüm dile getirdiklerime ilave olarak, Avrupa'nın bir karar alamama ve yönetememe sorunu da var. En korkulacak senaryo, ne maliye politikalarını çalıştırmak, ne de reform yapmak konusunda karar alamamak olur. Bu da çok uzak bir olasılık değil. Sadece AMB'den umut beklemenin sonuna yaklaşıyor Avrupa. Haziran'da ayında da Brexit referandumu olduğunu da unutmayalım.

Euro Bölgesi ülkeleri ne karar alırlarsa alsınlar, yaşanılan sorunların giderilmesi ve 2008'den bu yana yaşananların etkileri birkaç on yıl sonra da hissedilecek. Bu arada, Fed'in faiz artırımı olasılığını Eylül'den önce "yeniden gözden geçirmek" şartıyla ben unuttum.

Arda Tunca
(İstanbul, 13.03.2016)

Solon'un Ekonomik Reformları

Bir dönemin Yunan ve Anadolu medeniyetlerinin kültürü Homeros'un şiirsel bir formatta gezerek anlattığı Truva Savaşı'nın hikayesiyle şekillendi. Batı medeniyetinin önemli bir kesiti ilerleyen yüzyıllarda İlyada ve Odysseia'den ilham aldı.

Ozan Homeros'un anlattığı destanların M.Ö. 750-725 arasında yazılı metin haline dönüştürüldüğü tahmin ediliyor. M.Ö. 700'ler civarında da Hesiod'un şiirleri Yunan medeniyeti üzerindeki etkilerini göstermeye başlamıştır.

Homeros'un şiir yoluyla anlattığı dönemin hangi tarihlere denk geldiği hakkındaki iddialar M.Ö. 1.400-1.100 tarih aralığında değişiklik göstermektedir. Tarihçilerin ağırlıklı olarak üzerinde mutabık kaldıkları dönem M.Ö. 12. y.y.'ye işaret etmektedir.

Tarihsel gelişmelere antik dönemi esas alarak bakacak ve ekonomik gelişmelerin ve felsefesinin temellerini irdeleyecek olursak, Homeros'un tasvir ettiği dönemin ekonomik ilişkilerinde piyasa dengelerinin olmadığını söyleyebiliriz. Piyasa yerine, hediye, hırsızlık, ödül, v.s. yöntemleriyle servetin dağıtımı söz konusudur. Homeros'un dünyasında ekonominin temel unsuru hane halkıdır. Hane halkı, aile ve köleleriyle arazisini işletmektedir. Homeros'un anlattığı yaşamda zanaatkarlar ve tüccarlar da vardır ama ekonomik varlığın temeli hane halkıdır. Tarlasında çalışarak üretim faaliyetlerinde bulunan hane halkına kıyasla zanaatkar ve tüccar ikinci derecede önemlidir. Özellikle ticaret, düşük nitelikli ve aşağı bir faaliyettir. Diğer bir ifadeyle, üretmektir esas olan. Almak ve satmak faaliyetinin değeri ve ekonomik katkısı üretmekle aynı olamaz.

Homeros'un çağdaşı olan Hesiod'un ekonomi ile ilintili olan eseri İşler ve Günler'dir. Eser, 800 mısradan oluşan bir şiirdir. Şiir, insanlığı altın, gümüş, bronz, kahramanlık ve demir olmak üzere beş çağ altında değerlendirir. İşler ve Günler, emeğe değer veren anlatımlara sahiptir ve didaktik bir özellik taşımaktadır. Tembelliğe, işe yaramazlığa ve adaletsizliğe eleştiri getirmektedir.

İşler ve Günler'de Hesiod, kardeşi Perses'e tarım ile ilgili konularda ahlaki nitelikli tavsiyelerde bulunmaktadır. Perses'in nasıl bir yaşam sürmesi gerektiğini anlatmaktadır. Meşhur Pandora'nın kutusu efsanesi de kötü olana örnek teşkil etmesi amacıyla Prometheus ve Pandora'nın hikayelerinin anlatımıyla İşler ve Günler'de kendine yer bulmuştur.

İşler ve Günler üzerinde çalışmalar yapan akademisyenler, Hesiod'un Yunan topraklarında yaşanmış olan bir tarım krizinden ilham alarak eseri meydana getirdiğini düşünmüşlerdir. Tarım krizi, tarım faaliyetleri için yeni arazi arayışlarının başladığı kolonyal bir istila dönemine de işaret etmektedir.

Yunanistan, M.Ö. 7. ve 4. y.y.'ler arasında edebiyat, bilim ve felsefede önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönem geçirmiştir. Thales, Pytagoras, Aeschylus, Sophocles, Euripides, Herodotus, Thucydides, Xenophon, Plato gibi büyük isimler bu dönemin entellektüel gelişiminin ürünleridir. Ancak, bu yazıda ekonominin antik dönemdeki temel gelişmelerine değinmeyi amaçladığım için Homeros ve Hesiod'dan sonra Solon'un getirdiği yeniliklere ve reformlara odaklanacağım.

Atina anayasasına göre, Atina şehir devletinin şehir hizmetlerini, askeri ve dini düzenlemelerini hayata geçirmekle yükümlü dokuz kişiden oluşan bir heyet bulunmaktadır. Bu heyetin üyelerine "archon" denmektedir. Solon, M.Ö. 594'te bu heyetin bir üyesi olarak atanır. Solon'un M.Ö. 640-560 yılları arasında yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Solon'un göreve atandığı tarihte Yunanistan finansal ve sosyal bir krizin içindedir.

Solon, dönemin yedi akil insanı olarak anılan kişilerinden biridir. Diğerleri, Cleobulus, Chilon, Bias, Thales ve Pittacus'tur.

Batı dünyasının anayasal hükümet oluşumu ile ilgili temellerinin atılmasında Solon'un Atina'da hayata geçirdiği uygulamaların rolü büyüktür. Solon'un getirdiği kurallarla toprak sahiplerinin oluşturduğu aristokrat sınıfın gücü zayıflatılmıştır. Seçime dayalı bir demokratik düzenin temelleri atılmıştır. Toprakların mülkiyeti yeniden düzenlenmiş ve paylaştırılmıştır. Çok sayıda kanun yeniden yazılmıştır. Gümüşten yapılan yeni bir para tedavüle girmiştir. Atina'nın ticari donanması büyütülmüş ve güçlendirilmiştir. Böylece Atina, mukayeseli üstünlüğü olan zeytinyağı üretimindeki gücünü kullanarak zeytinyağı ihracatını güçlendirmiş ve karşılığında tahıl ürünleri ithal etmiştir. Eski düzenin kendi kendine yetmeye dayalı ekonomi anlayışı kırılmıştır. Dış ticaretin Klasik Okul teorisyenlerinden Ricardo'nun antik dönemin ticaretini de inceleyerek fikirlerini oluşturduğuna hiç şüphe yok.

Solon'un demokrasi üzerine reformları demokrasi ve ekonomi arasında günümüzde yapılan tartışmaların antik çağdaki şeklini yansıtmaktadır. Özellikle borçlanma mekanizmasıyla ilgili olarak "seisachtheia" kurallarıyla Draco tarafından geliştirilmiş olan borç köleliği sistemine son verilmiştir. Draco'nun kanunlarında borcunu ödeyemeyen kişi, borcun alacaklısına sahip olduğu araziyi veriyor ve alacaklının kölesi olarak aynı arazide çalışıyor ve tarımsal ürünün 1/6'sını alacaklıya veriyordu. Eğer borç miktarı borçlunun sahip olduğu servetin değerinin tamamının üzerinde ise, borçlunun ailesi de alacaklının kölesi statüsüne düşürülüyordu. Borçlunun özgürlüğü, borcun teminatı olarak kanunen kabul görmekteydi.

Seisachtheia kanunları, Atina'daki tüm borçları sildi. Draco'nun kanunları nedeniyle köle konumuna düşmüş herkese özgürlükleri geri verildi. Borçlanmalarda kişisel özgürlüğün borcun teminatına sayılmasına olanak veren tüm kurallar kaldırıldı. Arazi mülkiyetinde tavan uygulamasına geçildi. Böylelikle, güçlü ailelerin adaletsiz ölçüde arazi mülküyeti hakkına sahip olması engellendi.

Solon'un reformları sınıfsal ayrımların keskinleşmesi ve politik bir ayaklanmanın nedeni oldu. M.Ö. 480'de Atina Pers'lerin eline düştü. Bu tarihten önce, pek çok Yunan şehir devleti Pers'ler ile savaşlar yaşamıştı. Atina'nın güçlü ticaret filosu, diğer Yunan şehir devletlerinin Atina etrafında toplanmasına ve ortak bir filo oluşturmalarına neden oldu. Bu filo, M.Ö. 477'de kuruldu ve Delian Birliği adını aldı. Sparta ise, Atina'nın en büyük rakibi konumundaydı. Nitekim, M.Ö. 431'de Atina ve Sparta arasında Peloponnes Savaşı olarak tarihe geçen savaş patlak verdi. M.Ö. 404'te Sparta savaşın galibi oldu ve Atina merkezli filo dağıldı.

Pers Savaşı ile Peloponnes Savaşı arasında geçen 40 yıllık süreç Atina'da barış ile geçen yıllardı. Bu döneme, M.Ö. 461 ila 430 yılları arasında Atina'yı yöneten Pericles'in adı verildi ve Pericles Dönemi dendi. Bu dönem tarihe Atina'nın altın çağı olarak da geçti.

Pericles, Doğu Akdeniz'de korsanlık faaliyetlerini sonlandırdı. Böylece, ticaretin süratle gelişmesi sağlandı. Bunun yanısıra, ticari tarım ve üretim gelişti. Bankacılık, kredi mekanizması, paranın değişimi, emtia spekülasyonu ve tekel gücü gibi faaliyetler ve kavramlar çok güçlü bir şekilde kendilerine yer buldular. Bazı iktisat tarihçileri Pericles Dönemi'nde karmaşıklaşan ekonomik ilişkilerin hemen hemen Rönesans sonrası Avrupa'sına kadar geçen sürede hiç bu kadar yoğun ve süratli bir şekilde evrilmediğini dahi öne sürdüler.

Pericles Dönemi, büyük inşaat projelerinin hayata geçirilmesine de sebep oldu. Atina'daki Parthenon Pericles Dönemi'nin eseridir. Eser, Atina demokrasisinin, antik Yunanistan'ın ve batı medeniyetinin sembolü haline gelmiştir. İnşası M.Ö. 447'de başlamış ve M.Ö. 438'de bitmiştir. Süsleme çalışmaları M.Ö. 432'ye devam etmiştir. Osmanlı işgali sonrasında, 1460'tan itibaren Parthenon'un camiye dönüştürüldüğünü de not olarak düşelim.

Pericles Dönemi'ne uzanan yol Solon ile başlamıştır. Solon, yaklaşık olarak M.Ö. 621'de Draco tarafından yazılmış olan Atina anayasasının yok edilmesini amaçlamıştır. Draco'nun Atina anayasası demokratik değildir. Son derece sert ve acımasızdır. Hatta, mürekkep yerine kanla yazıldığı rivayet edilmiştir.

Yıl M.S. 2016. Ekonomik gelişmelerin siyasi gelişmelerle iç içe geçerek tarih boyunca birbirlerini nasıl beslemiş olduklarını biliyoruz. Bu gelişmelerin savaşların nedenleri olduğunu da pek çok kez tespit ettik. M.S. 2016 itibariyle yaşadıklarımız da farklı değil. Bu yazıdaki örneğimi yakın geçmişten değil, tam tersine uzak geçmişten seçtim ki insanın değişmiyor olduğunu daha çarpıcı bir şekilde ortaya koyabileyim. Gelecekte de değişmeyecek. Sorunlar zamanın akışı ile beraber logaritmik bir hızla artacak. Geçmiş, geleceğin aynası.

Arda Tunca
(İstanbul, 13.03.2016)