Pages

Friday, August 5, 2016

15 Temmuz Etkisi: İrrasyonel Tartışmalar

Ekonomik analizde duygusallık tespitte hataya neden olur. Tespitin hatalı olması, analizin önerilerinin de hatalı olmasına zemin hazırlar. 15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan toplumsal tepki günlük piyasa analizlerinin içine dahil olunca pek çok yorum hatalı sonuç verdi. Yapılan yorumların bazılarının kötü analist olmaktan, bazılarının ise bir yerlere yaranma ihtiyacından kaynaklandığını biliyoruz. Bir çok analizde, ortaya konan kavramların arasındaki çizgilerin birbirine girdiği çok açık olarak ortada.

Bir süredir Türkiye üzerine pek yazı yazmıyorum. Anlamakta zorlandığım analiz aklı ve tavrı nedeniyle fikirlerimin büyük bir bölümünü kendime saklıyordum. Fakat, 15 Temmuz sonrasında iş kontrolden çıktı. Ekonominin kuralları, milli duygular, geçmiş dönemin koşulları, bugünün gerçekleri birbirine girdi. Yarı rasyonel olan analizler tamamıyla irrasyonel bir hale geldi.

Darbe girişimine hep birlikte karşı çıktık. "Keşke darbe başarılı olsaydı" diyen ya da bunu içinden dahi geçiren kimse yoktur herhalde. Varsa da çok küçük bir azınlıktır. Fakat, darbe girişimine karşı çıkmak mevcut hükümetin tüm alanlardaki politikalarını savunmak anlamına gelmez. Darbeye ve darbe girişimlerine karşıyız. Çünkü, görüşlerine, politikalarına katılsak da, katılmasak da seçimle iktidara gelmiş her kişi ve oluşuma saygı göstereceğiz. Göstermek zorundayız. Fakat bu saygı, seçimle iktidara gelenlere eleştiri yapılmayacağı anlamına gelmez. Kavramları ve kavramlar arasındaki çizgileri doğru çizmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, mantıksal çizgiler kavramların çizgileriyle beraber yok oluyor. Çünkü kavramlar mantığa dayanmaktan uzaklaşıyor. Son günlerde, tam olarak bunu yaşıyoruz. Bir görüşü ya da siyasi, ekonomik, politik oluşumu savunmak, mutlak olarak karşı görüşü eleştirmek anlamına gelmez. Bir görüşü ya da siyasi, ekonomik, politik oluşumu eleştirmek de, mutlak olarak bu görüşün karşısında olanı savunmak anlamına gelmez.

Fikir eleştirileri ve savunmaları konusunda mantık dışı bir hastalığa tutuldu Türkiye. Bu durum, kutuplaşmayı körüklüyor. Spesifik olarak, son günlerin ekonomi ile ilgili tartışmalarına bakalım. Deniyor ki, millet TL'ye sahip çıktı. Dolar/TL kuru 3.10'a dayanmışken Dolar bozduranların ceplerine mi, Türk Lirası'na mı sahip çıktıkları konusunda çok şüpheliyim. Fakat, duygusal nitelikli tepkiler ekonomik analiz yaptığını iddia edenlerin analiz yapmadıklarını ortaya koyuyor.

Ekonomik faaliyetler ülkenin çıkarlarının korunması ise, ekonomide yapısal reform yapılması konusunda ısrarcı olunmasını beklerim. Bugüne kadar reform diye anlatılanların herhangi bir yapısal dönüşüm içermediğinin söylenmesini beklerim. Fakat, son günlerde ekonomik analiz yaptığını sanan bazı çevreler yukarıda da değindiğim gibi, ya kötü analistler, ya da bir yerlere yaranma ihtiyacındalar.

Ekonomiyi milli duygularımızı okşamanın bir yolu olarak göreceksek, dünyanın her yerine yayılmış markalarımızın varlığı ile gurur duymak olarak anlarım ben bu milli duyguyu. O markayı yaratan işçinin, mühendisin, fabrikadaki bakım elemanının bir şey yaratmak ve katma değer üretmek için hevesle çalışması olarak düşünürüm ekonomi kaynaklı milli duyguyu. 3.10'a dayanmış kur üzerinden Dolar bozduranları TL'ye sahip çıktıkları için överseniz, bir tebessüm eder, yorumu ciddiye almaz ve geçerim.

Gelelim Moody's konusuna. Türkiye'nin notu düşer mi? Kişisel kanaatım şu ki, 15 Temmuz sonrasında yaşananlara bakınca, Türkiye'nin içine girmeye başladığını düşündüğümüz normalleşme süreci nedeniyle not değişmeyebilir. Moody's tarafından yapılacak değerlendirmenin tarihi itibariyle, 15 Temmuz'dan bu yana karar vermek için yeteri kadar veri toplayacak zaman geçti. Türkiye'nin süratle normale dönme çabası da bu karar aşaması için yardımcı oldu. Fakat, unutmayalım ki Türkiye'de bir darbe girişimi oldu. Bu ülkenin Meclis'i bombalandı. Bu durumdaki bir ülkenin politik risklerinin arttığını düşünür yabancı yatırımcı. Hatta, böylesine çarpıcı bir durumda Moody's kararını dahi beklemeden Türkiye'den çıkabilir. Bu duruma, Türkiye dışındaki herhangi bir ülke için şaşırır mıyız? O halde, objektiflik prensipleri çerçevesinde Türkiye için de şaşırmayacağız. Darbe girişimi yaşayan her ülkenin notu düşebilir. Moody's tarafından bir not indirimi yapılacağını beklemiyorum ama böyle bir olasılık güçlü olarak vardır. Gerçekleşirse de şaşırtıcı olmayacaktır.

Şimdi, yine objektif bir değerlendirme yaparak, Türkiye'nin yatırım notu hakkında yukarıdaki fikirler derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin her zaman çok objektif olduğu ve hiç politik olmadığı sonucuna da ulaştıramaz bizi. Küresel boyutta, 2008 krizine gidilirken bu şirketlerin hiçbir uyarı mekanizmasını çalıştırmadıklarını çok net olarak hatırlıyoruz. Bu kuruluşların çalışma prensiplerinin küresel finans sisteminin hastalıklı yönlerinin yaratılmasında ana nedenlerden olduğunu da biliyoruz. Fakat, uluslararası yatırımcıların bu kuruluşların not değerlendirmelerini dikkate aldıkları da mevcut düzenin bir gerçeği. Ancak, yatırımcı tarafından her zaman dikkate alınma düzeyleri aynı olmayabiliyor. Moody's Türkiye'nin notunu düşürse bile, Türkiye'nin kendisini uluslararası alanda iyi anlatabilmesi bu kuruluşların not indirimlerinin olumsuz etkilerini törpüleyebilir.

Esas iş, yapısal reformlarla Türkiye ekonomisinin gelecek 10 yılının haritasını doğru çizip kısa vadeli uluslararası sermaye müptelalığını ortadan kaldırmaktı. Yıllardır bu konuda yapısal dönüşüme işaret eden bir çalışma göremedik. Sadece yasal düzenlemelerle atılmaya çalışılan adımların reform niteliğine sahip olmadığını gördük. Dolayısıyla, Moody's tarafından verilecek notu korkuyla bekleyen ve olası bir indirime karşı şimdiden sinirle bilenen bir kitle çıktı ortaya. Not indirimi olasılığı karşısında ne yapılacağını düşünmek ve doğru tespitlere dayalı analizler yapmak ve 15 Temmuz'un hasarının düşünüldüğü ve algılandığı gibi olmadığını dünyaya anlatmayı önermek ve katkı sunmaya çalışmak yerine yüksek kurdan Dolar bozanları milliyetçi ilan eden tuhaf bir ortamın içine düştük.

Türkiye, darbe ile ilgili olarak seçilmiş iradenin halen iktidarda olduğunu herkese iyi anlatmak zorundadır. Normalleşme sürecini süratle geçmeli ve normalleşmelidir. Bu sakinlik, piyasayı dinginleştirecek ve volatiliteyi düşürecektir. Fakat, büyümenin kalitesinin düşmekte olduğunu aklımızın bir kenarında tutacağız. 15 Temmuz öncesinde hukuksuzluk boyutuna varan düzenlemeleri eleştirmeye devam edeceğiz. Demokrasinin yıprandığını bileceğiz ve bu durumu 15 Temmuz ile ilişkilendirmeyeceğiz. Hatta, normalleşmenin sadece darbe girişiminin savurulması olmadığını ve demokrasi adına çok fazla adım atılması gerektiğini göreceğiz. Yani, kavramları doğru çizgilerle ortaya koyacağız ve tartışacağız. Yoksa, rasyonelliğini yitirmiş bu mevcut tartışma ortamı ülkeye zarar verecek.

Doğru sonuçlara doğru tespitlerle ulaşılır.

Arda Tunca
(İstanbul, 05.08.2016)