Pages

Monday, August 31, 2015

Ağlayan Topraklar Üstünde

Mezopotamya idi toprak,
Asırların aşkı, hüznü,
Şimdi nefreti yağıyordu üzerine,
Kinlerini kusmuşlardı toprağa.

Acının, hasretin, kahrın acı tadını haykırıyorlardı gökyüzüne,
Görmedikleri zulüm kalmamıştı,
Yaşanmamış ızdırap yoktu,
Görülmemiş olan, bir anlık tebessümdü.

Dizlerinin üzerinde, Mezopotamya'nın uçsuz karanlığını seyrediyordu,
Haykıra haykıra bağırıyor,
Hıçkırıklarla ağlıyordu,
Karanlığa kapalıydı gözleri.

Ateşler yanıyordu bağırında öbek öbek,
Bir türkü, bir ağıt, bir destandı mırıldandığı karanlığa,
Uzadıkça yakınlaşan ovanın sonu yoktu,
Türkülerin yanık haykırışlarıydı ovayı dolduran.

Binlerce yılın talanı sıkışmıştı anların arasına,
Öylesine güçlü, öylesine içten, öylesine umarsızdı türküler,
Gözlerinden yanaklarına inen yaşlarla dalmıştı gökyüzüne,
Aynı ovaya, aynı yıldızlara aynı iç ağrısıyla bakmışlardı kendinden öncekiler de.

Bu talanın uzundu hikayesi,
Usanmış, bitap, halsiz ve çaresizdi,
Hıçkırıklara karışan yorgun yüzüyle tebessüm etti,
"Allah kahretsin ki ağlamadan tebessüm yasak bu topraklarda".

Viran yürekler, asık yüzler,
Toprak ağlıyor bombaların arasında,
Bıraksalar, sazlar, türküler, ozanların şiirleri konuşacaktı,
Bırakmadılar...

Arda Tunca
(İstanbul, 26.08.2015)

Monday, August 24, 2015

Kara Pazartesi: Piyasalarda Zincirleme Reaksiyonlar ve Nedenleri

Kara pazartesi olarak tarihe geçen 24.08.2015 tarihi bir sürpriz olmadı. Beklediğim bir gelişme idi. Bu sitede, bu sonucun nedenleri sayılabilecek konuları ve gelişmeleri çok sayıda yazıda ele aldım.

Ekonominin kuralları değişmiyor. Ekonomik değişkenlerin arasındaki ilişkilerin karmaşıklığı ortaya çıkan sonuçların açıklanmasını zorlaştırıyor. Özellikle, beklentilere dayalı parametre oluşumları nedeniyle - ki ekonomik verilerin günümüz koşullarında ortaya çıkışında eskiye göre çok daha büyük rol oynuyor - sebep ve sonuç ilişkilerinde zaman kaymaları meydana geliyor. Bu zaman kaymaları, teorik kurallarda da değişiklik olduğu yönünde yanlış bir algıya sebep oluyor. Oysa, kural değişikliği yok.

Analizlerde, varsayım hataları, eksiklikleri ya da fazlalıkları söz konusu olabilir. Bu da doğaldır. Doğru varsayımların hepsini bir analizde sıralayabilmek, ekonomi gibi sosyal bilimlerde değişken sayısının sonsuz olduğu savını fazlasıyla ispat eden bir bilim dalında mümkün değil. Varsayım yoluyla gerçekleşmeyi doğru tahmin edememek mantıksal kurguda hata olduğu anlamını taşımaz.

Piyasalar, zincirleme bir reaksiyon ortaya koydu. Bu reaksiyonları sıralayacak olursak:
  1. Düşük büyüme ortamının sürmesi ve uzaması.
  2. Düşük büyümenin ve hatta bazı ekonomilerde negatif büyümenin yarattığı talep yetersizlikleri.
  3. Talep yetersizlikleri nedeniyle başta enerji emtiaları olmak üzere, tüm emtia fiyatlarında meydana gelen düşüş.
  4. Yukarıdaki üç maddenin bir sonucu olarak Çin'de %13-14 seviyelerinden %7 civarına düşen büyüme.
  5. Yukarıdaki dört maddenin etkisiyle emtia fiyatları düşüşlerinin baş göstermesi ve bu durumdan olumsuz etkilenen emtia bağımlısı ülkelerin düşen ve hatta bazılarında negatif büyüme alanına giren ekonomik performansları.
  6. Hem ithalata, hem de emtia üretimine bağımlı ülkelerde yaşanan kur değişimleri nedeniyle oluşan stagflasyon (örneğin: Rusya).
  7. Büyüyemeyen küresel ekonomiye rağmen ihracatı artırmaya çalışmak için girişilen kur savaşları.
  8. Yukarıdaki tüm maddelerin piyasaları getirdiği algı, düşünce ve kanı sonunda tüm piyasaların çöküşü.
Bu sekiz madde, 24 Ağustos 2015 tarihine gelinirken yaşanan zincirleme piyasa reaksiyonlarının özeti. Bugüne neden gelindi? Çok yazdık, çizdik, anlattık ama kısaca yine özetleyelim:
  1. 2008 ile başlayan krize karşı sadece merkez bankalarının niceliksel genişlemeleri ile çare aranmış olması. Bunun sonucu olarak, reel sektörlerdeki üretime dayalı olmayan bir hisse senedi şişkinliğinin yaratılmış olması.
  2. Finans piyasalarına ilişkin küresel düzenlemelerin, ortaya çıkma, risk yaratma ve bulaşma olasılıklarını en azından hafifleten özellikleri taşımakta çok yetersiz kalması. Tedrici olarak, bazı yasal düzenlemelerle açığa satış, spekülatif amaçlı borçlanma gibi yöntemlerin üzerine gidilmeliydi ve bu, sular nispeten durgunken yapılmalıydı.
  3. Merkez bankalarının kısa vadeli önlemleri, yapısal reformlara yönelik zaman kazanma amaçlı olarak kullanılmadı. Yapısal reformlar yapılmadı.
  4. G8, G20 gibi platformlarda, hem finansal düzenlemeler, hem de yapısal değişimler için çalışma eşgüdümü sağlanamadı. Bu toplantılar, küresel ekonomik sorunlar karşısında sadece dilekler ve temenniler ile sonuçlanarak son derece verimsiz ve yetersiz kaldı.
  5. Euro Bölgesi ve Japonya, "para ve maliye politikalarında uyum" gibi son derece temel bir makro ekonomik kavramı göz ardı ederek ekonomilerini boğdular.
24 Ağustos'u kara pazartesi olarak tarihe geçiren günlere yukarıdaki özette aktardığım gibi gelindi. Her başlığın detaylarına başka yazılarda değindim. Bu yazı, o detayların genel bir sonucudur.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.08.2015)

Friday, August 21, 2015

Leş Kargaları

Kurumuş çamurun dalga dalga izleri küçücük ellerinin üzerini karartmış. Tırnaklarının içi kir dolu. Simsiyah. Otobüs durağındaki reklam panosunun metal direğine tutunuyor. Çocuk, panonun diğer tarafında. Sadece küçücük elleri gözüküyor. Bir anda ortaya çıkıveriyor sonra. Şirin ve güleç yüzlü. Elinde 3 tane peçete poşeti var. Satmaya çalışıyor durakta bekleyenlere. Göz göze geliyoruz. Nereden geldi, nerede yaşıyor, ailesi nerede, Suriye'li mi acaba, akşama ne yiyeceğini biliyor mu, nerede ve hangi koşullarda uyuyor gibi bir sürü tahmini cevabı içimi burkan soruyu birkaç saniye içinde geçiriyorum aklımdan.

Yaklaşıyor bana. Konuşamıyor. Suriye'li olduğunu fark ediyorum o zaman. 3 Lira çıkarıp veriyorum. Mendil poşetlerinin üçünü birden vermeye kalkıyor bana. İçim daha bir kötü oluyor ve çok sinirleniyorum. Doyumsuz, iğrenç, paranın çığırından çıkardığı insan müsveddeleri geliyor aklıma bir an. Karşımda ise, verdiğim 3 Lira için 3 mendil poşetini birden bana uzatmak gereğini hisseden Suriye'li çocuk.

Lanet olsun bu çocuğu bu hale düşürenlere diyerek kızgınlığımı kusuyorum içimden. Sinirim yüzüme yansımış olmalı ki, mendil poşetlerini bana uzatan kızın bakışları ciddileşiyor bana mendilleri uzatırken. Bir anda değiştiriyorum yüz ifademi. Güler yüzlü bir bakışa ihtiyacı var çünkü. Hayatın çirkin yüzlerini görmekten daha küçücük yaşta bıktığını sandığım bu kıza, leş kargalarına kızdığım için ciddi dahi bakacak lüksüm olmadığını hatırlatıyorum kendime bir an.

Ancak ısrarla bir poşeti alıyorum ve paranın tamamını bırakıyorum kendisine. 3 Türk Lirası! 3 kuruşluk bir alışverişin milyonlarca paraya yaşatamayacağı duygular. Bu küçücük kirli elli kızın hak etmediğini düşündüğü bir parayı kendisine verdiğim için ahlaken yanlış bir şey öğretmiş olabilir miyim kendisine diye düşünmek bir yandan. Sonra, bu mu yani ahlaki bozukluk diye kendimle tartışan halim.

Suriye'li çocuk, sadece denk geldiğim milyonlarcasından biri. Yaşamın yol ayrımlarında tercihler yapacak. Belki de hiç tercih yapamayacak. Mecbur kaldığı bir hayatı istese de, istemese de yaşayacak belki de. Bir gece tepesine inen bir bombayla ölecekti belki. Belki de sadece ve sadece yaşamını sürdürebilmenin şansını yaşıyor şimdi. Belki iyi bir insan, belki de kötü bir insan olacak bir gün. 3 Lira'nın 3 poşetlik dürüstlüğü bir ömür devam edecek mi vicdanında acaba? Bilinmez.

Bildiğim bir şey var ki, başkalarının ve hatta küçücük çocukların bile sefaletine üzülmez, acımaz leş kargaları. Kendi ihtişamlarının teminatıdır başkalarının sefaleti. O başkaları ölümü bile yaşasalar.

İrkiliyorum her ölümün arkasından Dolar'ın kaç olduğunun hesabının yapılmasına. ".... saldırıda ölenlerin sayısı ...ya yükseldi ve Dolar ...ya dayandı".

Batan bankaları birkaç ayda kurtaran Dünya, 3 Lira'lık bir alışverişin açığa çıkardığı dünyayı petrolün fiyatı kadar önemsemiyor. Bir yerde bir terslik olduğu kesin. İnsanın kendisinde mi, düzende mi, her ikisinde de mi?

Karamsarsın diyorlar bazen bana. "Gösterin iyi olacak bir şey, iyimserliğe hazırım" diyorum. Hem, etrafımızda olup bitenleri görüp, analiz edip bir sonuca varmak için iyimser-karamsar duygulara mı ihtiyaç var? Gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan, okuduklarımızdan çıkardıklarımız var sadece.

İnsanoğlu ürememeli artık. Suriye'li kızın milyonlarcası her ırktan, dilden, dinden var. Ama sıkıntı, ırkta, dilde, dinde zaten. Farklılıklara tahammülü yok insanın. Leş kargalarının dümenindeki Suriye'li çocuk, bir Yahudi, bir Hırıstiyan olsaydı, o 3 Lira için dahi Türkiye'de dolaşabilir miydi acaba? İnanın ki emin değilim artık. Hem de hiç. Ve bu, benim içimi acıtıyor çok fena.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.08.2015)

Tuesday, August 18, 2015

Merkez Bankalarının Temel Görevleri

Yazının başlığına aldanılarak ders kitabı kıvamında bir yazı yazdığım düşünülmesin lütfen. TCMB'nin bugün yayımladığı "Küresel Para Politikalarının Normalleşme Sürecinde Yol Haritası" başlıklı dökümanı için dört kelimeden oluşan özetimdir bu başlık aslında.

Bir merkez bankasının para politikasında etkin olması piyasayı makro ekonomik politikalar çerçevesinde istenen noktaya yönlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır. Politikada etkinlik, bir merkez bankasının kredibilitesini artırır ve yeni politika uygulaması kararlarında etkinliğin önünü açar. Böylece, merkez bankasının piyasa ile arasındaki iletişim de güçlü ve verimli bir seyir izler.

Bir süre önce TCMB faiz politikasında sadeleştirme yapacağını ilan etti. Mevcut faiz politikası yapısının karmaşık olması nedeniyle, TCMB'nin her aldığı yeni karar piyasada doğru yorumlanma zorluğu yaşıyordu. Bu durum, TCMB'nin politika etkinliğini zaman zaman azaltan bir etki olarak geçmişte karşımıza çıktı. Bu nedenle, faiz politikasında sadeleştirmeye gidilecek olmasına dair açıklama piyasada faiz politikasının yapısında bir değişiklik olacağı yönünde algılandı.

18 Ağustos tarihli PPK toplantısından beklentim herhangi bir faiz değişikliği olmayacağı yönündeydi. Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi kaos, terör, jeopolitik riskler ve küresel ekonomik gelişmeler artık bir faiz artırımının gerekçelerini oluşturmuştu. Fonlama faizinde 1.00 puanlık bir artışın olmasını gerekli görüyor olsam da, siyasi baskılar nedeniyle TCMB'nin herhangi bir faiz değişikliğine gitmeyeceğini düşünmekteydim.

Olması gereken faiz artırımının oranı tartışılabilir. 1.00 puanlık bir artışın kurdaki oynaklığı gidermeye yetmeyeceği de düşünülebilir. Ancak 1.00 puanlık bir faiz artırımının, TCMB'nin kendi yönettiği para birimi olan Türk Lirası üzerindeki hakimiyetine ve gelecekteki politika yönlendirmelerine dair güçlü bir mesajı olabileceği gerekçesiyle önemsenebileceğini düşünmekteydim. Şunu da özellikle belirtmek lazım ki, siyasi kaos, terör, jeopolitik riskler ve küresel ekonomik gelişmelerin hepsinin eş anlı olarak devrede olması TCMB'nin hiçbir koşulda kurda istikrar sağlayabilmesine olanak da vermeyebilir. Zira, bu dört önemli ve etkisi çok güçlü unsurun yarattığı büyük bir ekonomik belirsizlik söz konusu. Bu belirsizliğin ortaya koyacağı ekonomik sonuçlara karşı TCMB'nin son derece etkisiz kalabilmesi de bir olasılıktır. Ancak TCMB, piyasa ile iletişimindeki hata ile kendi etkinsizliğini kendisi yaratmış oldu.

TCMB'nin piyasada yarattığı algı faiz politikasında bir yapı değişikliği yönündeydi. Faiz kararına ilişkin basın duyurusunun hemen ardından paylaşılan diğer bir duyuru (Küresel Para Politikalarının Normalleşme Sürecinde Yol Haritası) ile faiz politikası yapısında herhangi bir değişiklik olmadığını gördük.

"Küresel Para Politikalarının Normalleşme Sürecinde Yol Haritası" başlıklı dökümanın üç temel başlığı var:
  1. Türk lirası likidite yönetimi çerçevesi ve sadeleştirme adımları.
  2. Döviz likiditesi önlemleri.
  3. Finansal istikrarı destekleyici önlemler.
Bu başlıklar altında, faiz koridorunun yerinde durduğunu ancak bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı etrafında daha simetrik bir hale getirileceğini ve daraltılacağını anlıyoruz. Bu açıklama için yeni bir yol haritasına ihtiyaç yoktu. Mevcut yapı dahilinde rahatlıkla yapılabilirdi. Piyasaya verilecek bir mesaj, "sadeleştirme" isimlendirmesiyle büyük bir beklenti yaratılmadan verilebilirdi.

Önemli bir nokta, piyasa yapıcısı bankalara tanınan borçlanma imkanı faiz oranının kaldırılmış olmasıdır. Yapı değişikliği olarak adlandırabileceğimiz tek değişiklik bu. Ancak, bu madde de özel bir yol haritasını gerekli kılacak bir değişikliği içermiyor.

Teminat koşullarında sadeleştirmeye gidileceği ifade ediliyor. Neden sadeleşmiş yapı ne ise o ilan edilmiyor da hala bir plandan söz ediliyor? Bu madde için yorum yapamıyorum bundan başka.

Döviz alım ihalelerinde esneklikten söz ediliyor. Daha sık ve müdahale limitlerinin olmadığı bir düzene geçileceğini anlıyorum. Sıradan bir açıklama ile de ilan edilebilirdi.

ROK düzenlemeleriyle döviz likiditesi sağlanacağı söyleniyor. Zaten yapılmıyor muydu?

Döviz depo limitlerinin artırılacağı ifade ediliyor. Finansal sistemin TCMB nezdinde erişebileceği döviz likiditesinin bankaların gelecek bir yıldaki yurt dışı ödemelerini fazlasıyla karşılayacak seviyede belirleneceği ilan ediliyor. Çok önemli bir açıklama ama yine bir yapı değişikliği değil.

Bankaların üzerindeki yabancı para cinsinden çekirdek dışı yükümlülüklerin vadelerinin uzatılmasının teşvik edileceği dökümanda yer almış. Benzer bir amaçla TCMB, bu yılın başında bazı önlemler açıklamıştı.

Türk Lirası zorunlu karşılıklara ödenen kısmi faizin gözden geçirilebileceği açıklaması var. Bir merkez bankasının her zaman yapabileceği bir gözden geçirmedir.

Son olarak, USD cinsinden tutulan zorunlu karşılıklara, rezerv opsiyonlarına ve serbest hesaplara ödenen faiz oranının Fed'in politika faiz aralığının üst bandına yakın seviyelerde tutulabileceği dile getiriliyor.

TCMB'nin fazi politikasında sadeleştirme olarak adlandırdığı yol haritasından bir sadeleştirme çıkmadı. Piyasada oluşan yapı değişikliği beklentisi ise hiç gerçekleşmedi. Piyasa, TCMB'nin çok önemli bir politika yapısı değişikliğine gidiyor olduğunu düşündü. 

TCMB, bir merkez bankasının doğal görev alanındaki konuları özetlemiş oldu. Bilinmeyen bir konuda bir açıklamaya rastlamadım. Yukarıda özetlenen tüm maddelerin zaten geçmiş dönemlerde uygulamaları vardı ve defalarca ifade de edildi. Neden TCMB, yeni bir oyun planı ortaya koyuyor gibi zaten uygulamakta olduğu politikaları gelecekte de uygulayabileceğini özel bir gündemle anlatma ihtiyacı duydu?

Dökümanın başlığı da sorunlu. Küresel para politikalarında normalleşme sürecinden söz ediyor başlık. Normalleşme politikasından söz edebileceğimiz tek merkez bankası Fed. Belki daha sonra BoE de bu sürece dahil olur. Başka da normalleşebilme olasılığı olan merkez bankası yok.

Herşeye rağmen, TCMB'nin bugünkü açıklamalarının büyük etkisi oldu. USD/TL kuru önce 2.8834 ile ilk rekor denemesini gerçekleştirdi, sonraki 30 dakika civarında ise 2.8932'ye dayandı. Benim ekranlarda gördüğüm en yüksek seviye 2.8961 oldu.

İşte piyasa ile iletişim, işte sonuç.

Arda Tunca
(İstanbul, 18.08.2015)

Sunday, August 9, 2015

Yunanistan Toparlayamayacak

Her ne kadar Yunanistan ekonomisine ilişkin hararetli gündem geride kalmış gibi gözükse de, önümüzdeki aylarda gündemde yeniden önemli bir yer bulacaktır. Zira, ne Yunanistan ekonomisi kurtuldu, ne de Euro Bölgesi birlik olmak yönünde önemli bir plan ortaya koyabildi. Birkaç hafta önce, Fransa cumhurbaşkanı Hollande'ın dile getirdiği bir Avrupa hükümeti fikri haberlerde yer buldu ama bu konuda herhangi bir tartışmaya tanıklık edemedik.

Yunanistan, borç geri ödeyememe riski nedeniyle 2010 yılında kreditörlerinden €110 milyarlık borç aldı. 2011 yılında, yeniden aynı sorun ortaya çıkınca €130 milyar daha borç aldı. Aynı dönemde, İrlanda ve Portekiz de benzer kurtarma planlarına tabi olmuştu. Amaç, Euro Bölgesi ülkelerinde ortaya çıkan borç krizinin bulaşıcı etkilerini yok etmek ve ödenmeyecek borçlar nedeniyle bu borçları finanse etmiş özel bankaların arka arkaya krize girmesinin önüne geçmekti.

Yıl 2015 ve Yunanistan yine benzer bir sorunla karşı karşıya. Bu defa ortaya çıkan rakam €86 milyar. Bu arada, Yunanistan ekonomisine güveni kalmamış Yunan iş adamları Aralık 2014'ten bu yana ülkeden yaklaşık €40 milyarlık para çıkışı gerçekleştirdiler.

Yunanistan bu kadar borçlanma yapmak zorunda kalırken, ne oluyor da yine borçlanmak zorunda kalıyor? Çok genel bir cevap, ülkenin gelir üretme gücünün son derece zayıf olmasıdır. Yunanistan'ın Euro Bölgesi içinde olması nedeniyle kendi para politikasını uygulama şansı yok. Küresel ekonominin en güçlü ekonomilerinden olan Almanya da Yunanistan ile aynı para politikalarıyla yönetiliyor. Biri gelir üretme gücü çok yüksek olan bir ekonomi, diğeri ise son derece zayıf olan bir ekonomi. Ancak, tabi oldukları para politikası aynı.

Önceden temin edilen toplam €240 milyarlık borç büyümeye odaklı politikalarda kullanılmak yerine, çaresiz olarak söz konusu borçların alacaklıları olan kuruluşlara ödendi. Borç anapara ve faizine ödenen rakam €120 milyar. Yani, alınan borcun yarısı yine borç ödemek için kullanılmış. €35 milyarlık kısım ise Yunanistan'daki ticari bankaların o anlık acil ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılmış. €48.2 milyarlık kısım ise bankaların sermaye açıklarını kapamalarına yönelik olarak kullanılmış. Böylece, sorun atlatılmış gibi gözüküyor.

Yunanistan, vergi toplayamıyor. Ekonomide yeni bir yatırım yapacak olanlar korkunç bir bürokrasi ile karşılaşıyor. Kamu varlıklarının €50 milyar değerindeki bölümünün satışını vaad eden önceki Yunan hükümetleri, bu vaadin ancak €3.2 milyarlık bölümünü gerçekleştirebildiler. Bankalar, yaraları sarıldıktan sonra da borç vermek gibi bir işlevi yerine getirmediler. Böylece, 2011'den bu yana ekonominin %25'lik bölümü uçtu. Yani, Yunanistan milli gelir üretme gücünün 1/4'ünü kaybetti.

Yukarıda özetlenen koşullar altında, Yunanistan'ın €86 milyarlık olası yeni kurtarma paketini nasıl kullanabileceğini beklemek lazım? Yine borç alınarak borçlar kapatılacak. IMF, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası'nın reform taleplerini yerine getirmek istemeyen ama yerine getirmek zorunda kalan Syriza liderliğindeki mevcut koalisyonun siyasi ömrü ne kadar olabilecek? Yani, borcu giderek artan ve de gelir üretemeyen Yunanistan ekonomisinin bir de siyasi bir krizle başa çıkmak zorunda kalması olasılık dahilinde değil mi?

Yunanistan yine gündeme oturacak. Her yeni gündeme gelişinde daha büyümüş bir sorun olarak geri dönüyor. Eski borçlar ağırlıklı olarak özel kuruluşlara idi. Şimdi, ağırlıklı olarak kamu kurumları devrede. Fakat, her ülkenin ve IMF gibi kurumların arkasında vergi ödeyen kitleler var. Onlar da hiç memnun değiller Yunanistan'ı sürekli finanse etmek zorunda kalmaktan. Daha önce yazmıştım. Yunanistan'ın Euro'dan kontrollü bir çıkışı uzun vadede çok daha olumlu idi.

Arda Tunca
(İstanbul, 08.08.2015)