Pages

Thursday, October 29, 2015

Marshall Lerner Koşulu ve J Eğrisi

Birbirini hiç tanımayan iki iktisatçının talep esnekliği üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda Marshall Lerner Koşulu adında bir kavram girer teorik iktisadın literatürüne. 1842 ila 1924 yılları arasında yaşamış olan Alfred Marshall ile 1903 ila 1982 yılları arasında yaşamış olan Abba Lerner'ın adlarına ithaf edilir iki ayrı çalışmanın oluşturduğu teori. Marshall Lerner Koşulu, ekonometrik çalışma yapmaya ve teorinin ele aldığı değişkenleri testlere tabi tutmaya son derece uygundur.

Teori, talep elastikiyeti kavramıyla ödemeler dengesi arasındaki bağı kuruyor. Bir ülkenin para biriminin değer kaybetmesi sonucunda ortaya çıkan yeni dış ticaret dengelerinin ödemeler dengesi üzerindeki olumlu sonuçlarını ithalatın ve ihracatın uyardığı talebin fiyat elastikiyetlerine bağlıyor. Elastikiyet kavramını da uzun ve kısa vadeli olarak analiz ediyor.

Talebin fiyat elastikiyeti, fiyatta meydana gelen yüzdesel değişimin talep miktarında meydana getirdiği yüzdesel değişimi ifade eder. Elastikiyetin 1 değerine eşit olması, fiyattaki değişimin aynı oranda talep değişimine neden olduğunu ifade eder. Değerin sıfır olması, fiyattaki değişim oranı karşısında talepte hiçbir değişimin meydana gelmemesi olarak tanımlanabilecek olan inelastik bir durumu ifade eder. Yani, talebin fiyat karşısında hiç esnemediği bir sonuca işaret eder. Fiyatı ne olursa olsun, tüketimi zorunlu olan mal ve hizmet gruplarının talep elastikiyeti sıfırdır. Diğer bir uç durum, elastikiyet değerinin sonsuz olmasıdır. Bu durum, fiyata karşı son derece hassas olan bir mal veya hizmet talebini ifade eder. Fiyattaki en ufak bir artış karşısında talep miktarı sıfıra düşer.

Türkiye, değeri düşen Türk Lirası karşısında ihracat kaynaklı talebin artacağını konuştu uzunca bir süre. Bir ülkenin para biriminin değer kaybı, o ülkenin mal ve hizmetlerinin fiyatlarının ithalat yapan ülke nezdinde düşmesi anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle, mal ya da hizmeti ihraç etmek isteyen ülkenin enflasyon oranı, ithalat yapan ülkenin enflasyon oranı karşısında kendi para biriminin uğradığı değer kaybı sonucunda ithalat yapan ülke için daha avantajlı bir fiyat sunabilir. Böylece, ihracat yapan konumundaki ülkenin pek çok ülkeye mal ve hizmet satma şansı artar. Genel kural bu ama elastikiyet kavramı çerçevesinde düşünüldüğünde acaba böyle bir sonuç çıkabilir mi? Örneğin, Türk Lirası'nın son bir yılda yaşadığı değer kaybına rağmen Türkiye'nin ihracatı neden artmadı ve tam tersine, düştü? Gelin, pratikte olan bitenin teorik alt yapısına inelim.

Marshall Lerner koşulu diyor ki, bir ülkenin para biriminde meydana değer kaybının ödemeler dengesi üzerinde olumlu etkiler yapabilmesi için ihracatın talep elastikiyeti ile ithalatın talep elastikiyeti toplamının birden büyük bir değere sahip olması gerekir. Kurdaki değişimin yarattığı fiyat etkisinin sadece ihracatta ya da ithalatta olumlu ya da olumsuz sonuç vermesi ödemeler dengesi üzerinde görülecek olumlu ya da olumsuz sonuç için tek başına yeterli değildir. Ancak, bir ülkenin para biriminin değerindeki değişimin ihracat ve ithalat üzerindeki etkilerinin karşılaştırması kur değişimlerinin ödemeler dengesi üzerindeki sonuçları hakkında bir sonuca varmayı sağlayabilir.

Marhall Lerner Koşulu, bir ülkenin üretim yapısının ödemeler dengesi üzerindeki etkiler açısından ne kadar önemli olduğunu vurguluyor aslında. Neden mi? Türkiye'ye bakalım.

TCMB'nin internet sayfasından Mayıs-Ağustos 2014 arasındaki USD/TL satış kurlarına göz atınca yaklaşık 2.10 seviyelerini görüyoruz. Yine aynı sayfadan, Mayıs-Ağustos 2015 satış kurlarına bakınca 2.70 civarını görüyorum. Elimizdeki son ödemeler dengesi verileri ise Ağustos 2015'e ait. Kurun gerçek seviyesi için hiç hassasiyet göstermeden bir analiz yapıyorum. Önemli olan, Türk Lirası'nın önemli bir değer kaybı yaşamış olduğunu görmek ve altını çizmek. Bu nedenle, değerleri tam olarak vermeye çalışmıyorum. Kurlarda, Mayıs-Ağustos dönemine kabaca bakma nedenim, Ağustos'taki ödemeler dengesi sonuçları için kurun ihracat ve ithalat rakamlarını etkilediği bir süreci, yani kur geçişkenliğini, kabaca görebilmek.

Ocak-Ağustos 2014 döneminin toplam ihracatı $109.3 milyar iken, ihracatı $149.5 milyar imiş. 2015 yılının aynı döneminde ise toplam ihracat $95.6'ya düşerken, ithalat $133.5 milyara düşmüş. Kurda kabaca yaşanan %28'lik artış, ihracatı %12.5 civarında düşürürken, ithalatı %10.75 civarında düşürmüş. Yani, Türk Lirası'nın değer kaybı, genel kurala göre ihracatı artırmalıyken ve ithalatı düşürmeliyken, ihracat bu kurala uymamış.

İktisadın kurallarının değiştiğine dair görüşlere şahit oluyorum. Yok öyle bir şey. Sosyal bilimlerde, denklemin içinde insan olduğu ve insan ya da toplum psikolojisi sadece bir kurala göre çalışmadığı için, psikolojinin değişen unsurlarına göre varsayımlar geliştirmek zorunda kalınıyor. Bu nedenle, sosyal bilimlerde Pi sayısı, Boltzmann ya da Planck sabiti ya da Avogadro sayısı yok. Bunların yerine, varsayımlarla koşulları sabitlemeye çalışıyoruz. Ceteris paribus kavramını da bu nedenle sıkça kullanmaktayız.

Dönelim Marshall Lerner'a. İhracatın ve ithalatın talep elastikiyeti toplamı neden 1'den büyük olmalı? Çünkü, döviz kurundaki yükselişin ihracat ve ithalattaki etkileri birbirine zıt olmazsa ödemeler dengesi üzerinde olumlu bir sonuç elde edilemez. Kurdaki yükseliş sonucu USD karşısında değer kaybeden Türk Lirası, Türk mal ve hizmetlerinin değerini düşürdüğünde ihracat kaynaklı talep canlanmazsa, yani ihracatın talep elastikiyeti 1'in üzerinde olmazsa, ihracat artmayacaktır. O halde, artamayan ihracatın ödemeler dengesine yapamayacağı katkıyı ithalat tarafından beklemek gerekir. Yükselen kur nedeniyle değeri düşen Türk Lirası ile ithalat yapmanın maliyeti artacağı için ithalat kaynaklı talebin elastik olması beklenir ki ihracatın artışı yoluyla yapamadığı katkıyı (talep elastikiyeti olmadığı için) ithalattaki düşüş yapabilsin. İşte bu nedenle, ihracat ve ithalatın talep elastikiyetinin toplamının 1'i geçmesi durumunda kurdaki yükselişin ödemeler dengesi üzerinde uzun dönemde olumlu etkiler yapacağını söyler Marhall Lerner Kuralı.

Marshall Lerner, ihracatın ve ithalatın talep elastikiyetinin toplamının 1'i geçmesi için bir süreye ihtiyaç olduğunu da söyler. Zira, önceden yapılmış mal ve hizmet alımı ve satımı sözleşmelerinin sona ermesi gerekmektedir. Yeni fiyat dengelerine dayalı sözleşmeler zamanla devreye girecektir. Ayrıca, ülkelerin üretim koşullarında meydana gelen değişikliklerin de zamana yayılacağını ifade eder. Dolayısıyla, kurdaki yükselişin ödemeler dengesi üzerindeki etkisinin kısa vadede olumsuz olarak karşımıza çıkabileceğini, ancak uzun vadede bir "J" harfi şeklinde yukarıya doğru kıvrılarak cari açıktan cari fazlaya yöneleneceğini anlatır. Ancak, ihracatın ve ithalatın talep elastikiyetinin toplamının 1'den büyük olması halinde!

Türkiye'de kur yükseldi. İhracatın artması beklenirdi. Demek ki, küresel ekonominin koşulları Türkiye'nin ihraç ettiği mal ve hizmetlerin talep elastikiyetini düşürdü. Nitekim, en büyük ticari partnerimiz olan Avrupa'da talep yetersizliği sorunu mevcut. İthalatta ise, beklenen bir düşüş gerçekleşti ama ihracattaki düşüşten daha düşük bir oranda düşüş kaydetmiş. Tehlike arz eden bir durum! Demek ki, ithalatın talep elastikiyeti de ödemeler dengesi üzerinde olumlu etki yapacak düzeyde değil. Acaba sorun, Türkiye'nin katma değeri düşük ürünlerle ihracat yapmasından ve kendi tüketimi açısından elastikiyeti düşük olan ürünleri ithal etmesinden kaynaklanıyor olmasın? Almanya,çok güçlü Euro ile dahi ihracat performansını kaybetmemişti.

Ben Cumhuriyet Bayramı'nı bu yazı ile kutluyorum. Kavgasız, gürültüsüz, ölümsüz, bol şarkılı, türkülü, şiirli, romanlı bir Türkiye'de, Türkiye'yi ileri götürecek işlerle, yani bu yazıdaki konularla uğraşmak istiyorum.

Kavganın, kargaşanın, siyasi tuzakların içinde kaybolmayan bir Türkiye ümidiyle 92. yıl kutlu olsun.

Arda Tunca
(İstanbul, 29.10.2015)