Pages

Tuesday, July 30, 2013

Ufuktaki Küresel Riskler: Amerikan Ekonomisi, G-20 Kararları, Çin

Dünya ekonomisinin genel denge durumunu etkileyen çok sayıda unsurun içinde en öne çıkanı hiç kuşku yok ki Amerikan ekonomisinin performansına bağlı olarak şekillenecek olan Fed kararları. Fed tarafından alınacak kararların olası etkilerini Dünya, özellikle Eylül ayı ile beraber değerlendirecek. Küresel ekonominin yeni denge arayışları, böylece başka bir safhaya atlamış olacak.

Ekonomilerin yeni denge arayışlarına girdiği ya da girmek üzere olduğu süreçte, Amerikan ekonomisiyle ilgili bazı kritik noktaları özellikle ortaya dökmekte fayda görmekteyim. Hatırlanacağı üzere, Bernanke'nin Amerikan Kongresi'nde yaptığı konuşma öncesinde iki tane önemli konuşması olmuştu. Bu konuşmaların ilkinde Fed, parasal genişlemeyi Haziran 2014'te sonlandıracağına dair bir sinyal verdi. Ardından, Dünya genelinde bir algı değişikliği oluştu. Algı değişikliği, küresel boyutta volatilitenin bir anda artmasına sebep oldu. A.B.D.'de işsizlik oranının düşüyor olması ve enflasyonun politika araçlarının kullanımı konusunda herhangi bir baskı oluşturmaması nedeniyle genel ekonomik performansın olumlu bir seyir içinde olduğu düşüncesi hakim oldu piyasalarda. Parasal genişlemenin sağladığı likidite koşullarını bir nevi alışkanlık haline getirmiş olan küresel piyasalardan A.B.D.'ye doğru bir sermaye yönelmesi söz konusu oldu.

Uluslararası sermaye, Amerikan ekonomisindeki çok sayıda sektörde gelişmelerin olumlu yönde seyredeceği beklentisiyle ağırlıklı olarak kendisini hisse senedi piyasasında hissettirdi. Bernanke'nin konuşmasını takip eden ilk birkaç gün sonrasında S&P 500'de yükselişler kaydedildi. Ancak bu arada, Amerikan bono/tahvil piyasasından çıkışlarla beraber faiz oranları yükseldi. Gösterge olarak kabul edilen 10 yıllık Amerikan tahvilinin %1.60 civarlarındaki faiz oranı, %2.50 civarlarına oturdu. Bernanke'nin küresel endişeleri yatıştıran ikinci konuşmasından sonra da faiz oranında önemli bir değişiklik görülmedi.

A.B.D.'deki faizin yükselmesiyle, iki önemli etki ortaya çıktı. Birinci etki, küresel dengesizlik koşullarında faiz indirimleri yapmış olan gelişmekte olan ülkelerin faiz oranlarıyla A.B.D. faizinin farkının daralması oldu. A.B.D., yükselen faiziyle, uluslararası sermayeyi çekmekte gelişmekte olan ülkelere karşı bir nevi rakip konumuna geldi. Özellikle cari açığı yüksek olan gelişmekte olan ülkeler, bu durumdan diğer gelişmekte olanlara göre daha derinden etkilendiler. Bu, işin gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren yönü. İkinci etki, Amerikan ekonomisi üzerinde oldu. Ekonominin performansı, Dünya'nın diğer bölgelerine göre daha iyi ya da daha az kötü. Ülkede büyüme var, işsizlik de düşüyor. Ancak, büyümenin ve işsizlikteki düşüşün kaynağında ağırlıklı olarak konut piyasası var. Çok sayıda sektörde ortaya çıkan yaygın bir kar birikimi ve bunun yarattığı yeni reel sektör yatırımları yok ortada. Yine borçlanarak şişen bir tüketim, gayrimenkul spekülasyonu, finansal mühendislik ürünlerinin hatırı sayılır bir ağırlığı söz konusu. Bu şartlar altında, yükselen faiz ortamında, temeli sağlam olmayan, yani nitelik yönünden zayıflıkları olan ekonomi olumsuzluk yaşamaz mı? Bence, yaşayabilir. Ekonomik göstergelerin ilerideki dönemlerde bozulma potansiyeli var.

Geçen hafta, G-20 toplantılarından bazı önemli kararlar çıktı. Bir süre önce, Abe yönetimindeki Japonya'nın başlattığı parasal genişleme hamlesiyle, Japon Yeni'nin değer kaybı yaşayacağı ve bu nedenle kur savaşlarının gündeme gelmek üzere olduğunu yoğun olarak tartışmaktaydık. Zira, başta Avrupa olmak üzere, reel sektörlerini bir türlü canlanma trendine sokamayan ülkeler, çareyi ihracata yönelmekte aradılar ama herkesin kur savaşına girip ihracatı artırmaya çalışması küresel boyutta felaketlerle sonuçlanabilirdi. Herkesin ihracat yapmaya çalıştığı bir evrende, ithalatçı kim olacak? Matematiksel mantıkla bile, tüm Dünya ülkelerinin cari denge rakamlarını alt alta koyduğunuzda sonucun sıfır olması gerekiyor. G-20 ülkeleri, hem yerli ekonomilerin canlanamamasını hem de kur savaşlarının yeniden gündeme gelebileceğini düşünerek, ülkelerin yerli tüketimi destekleyecek politikalara yönelmelerini genel bir prensip olarak kabul ettiler. Yani, bütçe açıklarının yarattığı endişeyle kemer sıkmaya başlayan ülkeler, çaresizlik içinde kemer sıkmayı bir kenara koymak yönünde bir irade kararı aldılar.

Alınan kararlar, 2008 kriziyle başlayan sürecin başarılı bir şekilde yönetilememiş olduğunun itirafıdır. Kemer sıkmanın erken başladığını, yapısal değişimler olmadan ekonomilerin temellerinin sağlamlaştırılamayacağını, siyasetçilerin para politikalarına yüklenirken ekonomilerin diğer yönleri üzerinde de çok şey yapmaları gerektiğini belirten iktisatçılar haklı çıktılar.

İç tüketimin canlandırılmasıyla, hane halklarının aşırı borçluluğu yine gündeme gelebilir mi? Evet, gelebilir. İngiltere, bilinçli olarak bir konut balonu yaratmanın peşine düşmüş durumda. Toplumun, kullanılabilir geliri düşük olan kesimlerine kamu garantisiyle konut kredisi kullandırmanın önünü açıyor. İtalya, Troika'ya vergilerle ilgili bazı sözler vermişti. İç tüketimde canlandırmaya gideceği gerekçesiyle sözlerini yerine getirmiyor. Almanya, seçimi bekliyor. Seçim sonrasında büyük ihtimalle bazı vergi indirimleri yapacak ve sosyal harcamaları artıracak. Çin, %7 olarak hedeflediği büyüme oranını iç tüketime ağırlık vermek suretiyle yakalamak istiyor. Ancak, bir yandan da kredi mekanizmasını sıkıyor ve gayrimenkul spekülasyonunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Çin için ortada çelişkili bir durum var ancak. Nedenini bilemiyorum.

Bir türlü düzelemeyen ekonomiler, Dünya ekonomik düzenini 2008 öncesindeki manzaraya çevirmeye çalışıyorlar. Çin'deki gölge bankacılık riskini bir başka yazıda ele almış olduğum için bu yazıda hiç değinmedim. Bir de onu hesaba katarsak, gelişmeler hiç hoş değil. Yani, A.B.D.'nin olası riskleri, Çin'in gölge bankacılıktaki riski ve G-20'nin son kararlarını kapitalizmin bir çıkmazı olarak da okumak gerekiyor.

Bu konjonktürde, bizim temkini elden hiç bırakmamamız ve düşük büyüme oranlarına razı olmamız gerekiyor. Siyasetçiler ufuksuzlukla suçlayabilirler bu sözleri ama ekonominin ufkunda kriz istemiyorsak, siyasetçinin ufkunun ötesinde bir yerlerden bakmamız gerekiyor konuya.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.07.2013)

Not: Bu yazının ana fikrinden yola çıkarak, bazı eski yazıları da hatırlamam gerektiğini düşündüm. Buralara gelişin hikayesini kendime hatırlatmaya çalıştım. O yazıları da paylaşıyorum:

http://ardatunca.blogspot.com/2011/10/global-ekonomik-mimari.html
http://ardatunca.blogspot.com/2012/01/iktisadi-kriz-mi-iktisadn-krizi-mi.html
http://ardatunca.blogspot.com/2013/05/gary-gensler-turev-urunler-kapitalizm.html
http://ardatunca.blogspot.com/2010/02/2008-krizine-genel-bir-baks-finans.html
http://ardatunca.blogspot.com/2011/11/euro-alan-yanyor.html
http://ardatunca.blogspot.com/2013/03/sorun-avrupada-m-kapitalizmin.html