Pages

Thursday, July 11, 2013

Türkiye'nin Dış Borcu

Bir ülkenin dış borçlarını değerlendirirken, borcun milli gelire oranı, vade yapısı ve para birimi kompozisyonu gibi temel kriterleri ele almak gerekir. Borcun mutlak değer olarak ifade edilmesi analiz yapabilmek için yeteri kadar anlamlı bir veri ortaya koymaz. Ayrıca, yukarıda ifade ettiğim kriterler çerçevesinde dış borcun yıllar itibariyle gelişimine bakmak, borçlanmanın sebep ve sonuçlarını anlayabilmek için önemlidir.

2013 yılının ilk çeyreği sonunda Türkiye'nin dış borcu $349.9 milyardır ve milli gelire oranı %41.4'tür. 2000 yılında $118.6 olan dış borç stoğunun milli gelire oranı %44.7 idi. 2001 yılında, Türkiye kriz yaşadı. Dış borç $113.6 milyara düştü ama milli gelire oranı %57.7'ye fırladı. 2002'de ise dış borç $129.6 milyara çıktı ve milli gelire oranı %56.2 olarak gerçekleşti.

Hatırlanacağı üzere, 2008'deki küresel krize ilerlenirken Dünya genelinde likiditenin çok yüksek olduğu bir süreçten geçilmişti. Paraya düşük maliyetle ulaşmak son derece kolaydı. Böyle bir ortamda, Türk Lirası'na kıyasla USD veya EUR üzerinden, yurt dışından düşük maliyetle fonlama yapabilmek mümkündü. Bu ekonomik ortamın etkisiyle dış borcumuz 2005'te $170.5 milyara ulaştı ama milli gelire oranı %35.4'e düştü. 2008 yılında ise $281.1 milyara çıkan dış borç stoğumuz, 2013 yılının ilk çeyreği sonunda $349.9 milyara ulaştı. Milli gelire oranı 2008'de %37.9 iken, 2013'ün ilk çeyreği sonunda %41.4'e ulaştı.

Dış borcumuz mutlak değer olarak artmakta. Ancak, milli gelire oranlandığında, 2001 krizindeki istisna haricinde, kabaca ortalama %40 civarında seyretmekte. Dış borçtaki değişim esas olarak borcun yaratıldığı kesim açısından ortaya çıkmakta. Toplam dış borcumuz içinde kamu kesiminin payı 2000'de %42 ve 2002'de %50 iken, 2013'ün ilk çeyreği sonunda %30'a düşüyor. Buna karşın, toplam dış borçta 2000'de %46 ve 2002'de %33 olan özel sektörün payı 2013'ün ilk çeyreği sonunda %69'a ulaşıyor. Böylece Türkiye, yakından tanıdığım bir iktisatçının ifadesiyle, tarihinin en büyük özelleştirmesini dış borçlanmada gerçekleştiriyor.

Dış borcumuzun vade yapısı da önemli bir değişime uğruyor. 2000 yılında, toplam dış borç içindeki kısa vadeli borçların payı %24. 2002'de %13, 2005'te %23, 2008'de %19 ve 2013'ün ilk çeyreği sonunda %33. Yani, dış borcun vade yapısı olumsuz bir yönde ilerliyor. 2008'den bu yana, kısa vadeli dış borç yıllar itibariyle toplam dış borç içindeki payını 2009 yılı haricinde artırıyor.

Dış borcumuzun para birimi cinsinden kompozisyonunda önemli bir değişim olduğu söylenemez. Bu nedenle, ara döneme işaret etmek yerine toplam dış borcumuz içinde USD'nin payının 2008'de %54 ve EUR'nun %35 olduğunu, 2013'ün ilk çeyreği sonunda ise oranların sırasıyla %55 ve %33'e gelmiş olduğunu belirtmekle yetinelim. Bu iki para biriminden sonraki en yüksek payın TL cinsinden dış borçlanmada olduğunu da ifade edelim.

Pekiyi, Türkiye'nin dış borcu kime? Dış borcu, alacaklılar itibariyle kısa ve uzun vadeli olarak izliyoruz. Uzun vadeli alacakları ise, özel alacaklılar ve resmi alacaklılar olmak üzere ikiye ayırabiliyoruz. Resmi alacaklıların altında hükümet kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar var. Uluslararası kuruluşlar, resmi alacaklıların altındaki en önemli kalem. I.M.F. borcumuz da bu kalemin altında takip ediliyor. Özel alacaklıları da parasal ve parasal olmayan kuruluşlar olarak ikiye ayırabiliyoruz ki, bu iki grubun bir alt kademesindeki en önemli alt kalem parasal kuruluşların altında izlenen yabancı ticari bankalar.

2000 yılında, yabancı ticari bankalara olan borcun toplam dış borçlar içindeki payı %19. Buna karşın, I.M.F.'e olan borcun payı %4. 2001 kriziyle beraber manzara aniden değişiyor ve yabancı ticari bankalara olan borcun toplam dış borçlar içindeki payı %23'e çıkarken, I.M.F.'ye olan borcun payı %12 oluyor. I.M.F.'ye borcun zirveye ulaştığı yıl, 2003. Borcun, toplam dış borçlar içindeki payı %17. Rakam ise, $24 milyar. Bu zirveden itibaren, I.M.F. borcunun toplam dış borç içindeki payı düşüyor. 2013'ün ilk çeyreği sonunda %1'e inen oran, Mayıs ayı içinde borcun kapanmasıyla sıfırlanıyor. Ancak, dış borcun giderek özel kesim tarafında ağırlığını artırmasıyla yabancı ticari bankalara olan borcun toplam dış borçlar içindeki payı 2008 yılında %29'a kadar çıkıyor. 2013'ün ilk çeyreği sonunda ise %20'ye iniyor. Ancak, bu veri uzun vadeli dış borca ait. Kısa vadeli dış borcun yukarıda ifade ettiğim şekilde, toplam dış borç içindeki payının artmasıyla ve bunun da çok büyük bir bölümünün özel kesimin borcuna dönüşmesiyle, kısa vadeli özel alacaklılar kalemiyle uzun vadeli yabancı ticari banka borcunun toplamının dış borcun tamamı içindeki payı 2003'te %32 iken, 2013 yılının sonunda %53'e ulaşıyor.

Yukarıda ortaya konan veriler çerçevesinde, dış borcun vade yapısında beliren bir sorun bulunmaktadır. Yıllar itibariyle dış borcumuz, kamu kesiminden özel kesime kaymıştır. Bu gelişmenin temelinde, Türkiye dışındaki faiz oranlarının küresel kriz koşullarında USD ve EUR için son derece düşük seviyelere inmiş olması bulunmaktadır. Bu veriler ışığında, I.M.F. borcunun sıfırlanmış olmasının ekonominin dış alemle ilişkileri temelinde herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Türkiye ekonomisinde dikkat edilmesi gereken nokta, bankacılık kesiminde disiplin altına alınmış olan açık pozisyon konusunun reel sektör cephesindeki takibidir. Veriler, o tarafa odaklanmamız gerektiğini söylüyor. T.C.M.B.'nin kurdaki yükseliş karşısında döviz satım ihalelerine başlamasıyla beraber dövize yüksek talep gelmesini bu veriler ve saptamalar ışığında okumak gerekiyor. Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelerin risk primlerinin yükselmekte olduğu bir süreçteyiz. Bu nedenle, dış borçlanmanın muhtemelen artacak olan maliyetiyle beraber kurdaki yükseliş de dikkate alınınca, daha anlamlı bir analiz noktasına varabiliyoruz. Ancak, T.C.M.B.'nin kura müdahalesini doğru bulduğum düşünülmesin. T.C.M.B., kura müdahale ederek para politikasını geçici olarak rafa kaldırdı.

Arda Tunca
(İstanbul, 11.07.2013)