Pages

Friday, July 26, 2013

Fonlama ve Faiz

23 Temmuz tarihli Para Politikası Kurulu (P.P.K.) toplantısından sonra yapılan yorumları, yazılan raporları okudum. Son dönemlerin en büyük merakla beklenen T.C.M.B. kararları sonrasında BİST, kur, gösterge faiz, yabancı sermaye girişleri, v.b. konularda yapılan tahminleri böylece öğrenmiş oldum. Öngörülerin, bu kadar geniş bir aralık çerçevesinde ortaya konduğuna uzunca bir zamandır şahit olmamıştım. Bu durumu, Türkiye'nin ekonomik değişkenlerinin büyük ölçüde yurt dışındaki gelişmelerden etkilenme potansiyelinin artışına bağlıyorum. FED'in parasal genişlemeye ilişkin kararının ne zaman ve ilk etapta ne boyutta olacağı ile başlayacak olan bir dizi küresel ekonomik değişim bizi etkileyecek. Bu durumda, eskiye göre çok daha fazla sayıda değişkenin kendi aralarında ilişkide olduğu oldukça karmaşık bir veri setinin bizi etkilediği bir durumla karşı karşıya kalacağız. Yani, değişken sayısı arttığı ve her birinin kendi arasında pozitif/negatif, güçlü/zayıf ilişkiler söz konusu olduğu için tek bir analiz sonucu ortaya koymak imkansızlaşıyor. O halde, analizlere konu olacak senaryoları, yani varsayımları her zamankinden çok daha net bir şekilde ortaya koyarak tahmin yürütmek zorundayız.

23 Temmuz'dan bu yana, çok sayıda analiz yapıldı. Dinlediğim ya da okuduğum analizlerin çoğunun arkasındaki varsayımları analiz sahiplerinin belirtmemesi nedeniyle öğrenemedim. Bu analizlerden haberdar olmuş çok sayıda kişinin, o analizlerle ilgili olarak sorular yönelttiğini görünce, zaten piyasada var olan çok sayıda faiz türü nedeniyle kafası karışık olan kişilerin basitleştirilmiş bir anlatıma ihtiyaçları olduğu sonucuna vardım. Sözünü ettiğim kişiler, bankalardan kredi kullanan iş sahipleri, kredi kartı borcu olanlar, mevduat ya da diğer yatırım araçlarıyla birikimlerini değerlendirmeye çalışanlar, v.s.

T.C.M.B.'nin faiz koridoru ile başlayalım. Faiz koridoru, alt bant ve üst bant adı verilen iki noktadan oluşuyor. 23 Temmuz'daki T.C.M.B. kararıyla, koridorun aralığı, %3.5-%7.25 olarak belirlendi. Alt bant, T.C.M.B.'nin bankacılık sisteminde oluşan atıl fonların T.C.M.B.'ye borç olarak verilmesini sağlayan bir fiyatı temsil ediyor. Yani, Türkiye'deki tüm bankalar günlük olarak topladıkları mevduatı ve yine günlük olarak verdikleri kredileri hesap ettikten sonra, ellerinde kalan fazla parayı T.C.M.B.'ye borç olarak verme imkanına sahip. Unutmayalım ki, hiçbir hesapta getiri elde etmeyen bir para miktarı kalmamalıdır. Getirisi olmayan para, banka ya da herhangi bir başka finans kurumu için kayıptır. Dolayısıyla, topladığı mevduatı günlük olarak yeteri kadar krediye dönüştürememiş olan bankalar, ellerinde atıl kalan, yani hiçbir getiriyle değerlendiremedikleri fonları, en çaresiz kaldıkları anda T.C.M.B.'ye %3.5 faiz ile borç verme olanağına sahipler. Bankacılık sistemi, 31 Mayıs'tan bu yana faiz koridorunun alt bandını kullanmadı.

Faiz koridorunun üst bandı adı verilen yer ise, T.C.M.B.'nin günlük bazda fon açığına düşen bankalara borç vermek için kullandığı bir oranı temsil ediyor. 23 Temmuz'daki karar öncesinde %6.50 olan bu oran, 23 Temmuz'daki kararla beraber %7.25'e yükseldi. Yani T.C.M.B., fon açığı olan bankalara diyor ki, "size fonlama sağlarken, yani borç verirken azami olarak %7.25 oranını kullanacağım". Burası önemli! %7.25, bankaların borçlanma maliyeti değil. Bu oran, bankaların T.C.M.B.'den borçlanmak istediklerinde katlanmak zorunda kalabilecekleri azami maliyeti ifade ediyor. Ancak, bazı istisnalar hariç! Pekiyi, T.C.M.B.'den fonlanan bankalar gerçekte hangi orandan borçlanıyor? T.C.M.B., bankalara yaptığı fonlamada faiz koridorunun üst bandını aşan bir oranla fonlama yapabiliyor mu? Bakınız, yazının devamı.

T.C.M.B.'nin Bankaları Fonlama Yöntemleri:
  1. T.C.M.B., bankalara gecelik fonlama yapıyor. Gecelik fonlamayı yaparken iki tane yöntem kullanıyor. Ya tüm bankacılık sistemine faiz koridorunun üst bandı üzerinden para enjekte ediyor ya da sadece piyasa yapıcısı bankalara yönelik olarak faiz koridorunun içinde kalan bir orandan fonlama yapıyor. Sadece piyasa yapıcısı bankalara yönelik olarak fonlamada kullanılan oran %6.75 yapıldı. 23 Temmuz'dan önce %6.00 idi. T.C.M.B., "ben bazı günlerde istisnai gün uygulaması yapacağım" diyor. Yani, sıkı para politikası uyguladığı günler olacak. Bu durumda, piyasa yapıcısı bankalara %6.75 oranını kullanmayacak. Piyasa yapıcıları da T.C.M.B.'den fonlanma ihtiyacına sahiplerse, istisnai günlerde, diğer bankalar gibi T.C.M.B.'den %7.25 ile para kullanacaklar. Normal günlerde, T.C.M.B.'ye fon kullanmaya giden piyasa yapıcısı bankalar %6.75 ile, piyasa yapıcısı olmayan bankalar ise %7.25 ile fonlama yapabilme imkanına sahip olacaklar.
  2. T.C.M.B., bir haftalık repo ihalesiyle bankalara para veriyor. İşte bu bir haftalık repo ihalesindeki faizin adı politika faizi. Yani, gazetelerde sürekli okuduğumuz şu meşhur faiz oranı. Bu oran önceden belli. 23 Temmuz'daki kararlarda oran değiştirilmedi. %4.5 seviyesinde tutuldu. Yani, %3.5-%7.25 aralığının içinde bir oran ve bir sonraki değişiklik kararına kadar sabit.
  3. T.C.M.B., her cuma günü bir ay vadeli repo ihalesi düzenliyor. Yani bankalara, "bana elinizdeki menkul kıymetleri (tahvil, bono, hisse senedi, v.s.) teminat olarak verin, ben de size bunların karşılığında istiyorsanız para vereyim" diyor. Bu fonlamada bir faiz oluşuyor. Bu faizin ne olacağını önceden bilemiyoruz. Faiz, ihale sırasında oluşuyor. Bu ihaleler, son olarak 19 Temmuz ve 26 Temmuz'da gerçekleştirildi. Ortalama basit faiz sırasıyla %7.67 ve %7.50 olarak oluştu. Şimdi, %7.67 ve %7.50 oranlarını duyunca diyeceksiniz ki "bir üst paragrafta bankaların T.C.M.B.'den borçlanmak istediklerinde katlanmak zorunda kalabilecekleri azami maliyet %7.25 dedin ama şimdi %7.67 ve %7.50'den söz ediyorsun. Bunu nasıl açıklayacaksın?". Cevap: Bir ay vadeli repo ihalesinde faiz koridoru geçerli değil. Buradaki faiz, ihalede serbestçe belirleniyor. Böylece, faiz koridoru kullanılmamış oluyor.
  4. Son olarak T.C.M.B., bankaların günlük işlemlerini bitirdikten sonra oluşan ihtiyaçlarına yönelik olarak da bir fonlama yöntemi geliştirmiş durumda. Yani, kendisine saat 16:00'dan sonra fonlama sağlamak amacıyla gelen bankalara yine para veriyor ama oldukça yüksek bir orandan. 23 Temmuz'da, bu oranı %9.50'den %10.25'e çıkardı. Saat 17:00'a kadar kullanılan bu oranın kullanıldığı yerin adı geç likidite penceresi. T.C.M.B., bu oranı yüksek tutarak bankalara hesabınızı, kitabınızı vaktinde yapacak şekilde operasyonlarınızı yönetiniz demiş oluyor böylece.
T.C.M.B.'nin Türk bankacılık sistemini nasıl beslediğini anlatmış olduk. T.C.M.B., bu yöntemler içinde bugünlerde parasal tutar olarak en çok politika faizi ile yaptığı fonlamayı kullanıyor, en az ise bir ay vadeli repo ihalesini. T.C.M.B.'nin kullandığı fonlama yöntemleri ve her birinin faiz oranı hesaba katılarak ortalama bir fonlama maliyeti hesap ediliyor. Dolayısıyla, bankacılık kesiminin T.C.M.B. üzerinden sağladığı fonların ağırlıklı ortalamasını, bu ortalama fonlama maliyetine bakarak anlıyoruz. Ağırlıklı ortalama oranlara örnek verebilmek için, 23 Temmuz'dan birkaç gün öncesine ve 23 Temmuz'dan sonraki günlerin oranlarına bakalım ve aşağıda sıralayalım:

18.07.2013: %4.80
19.07.2013: %5.09
22.07.2013: %5.14
23.07.2013: %5.16
24.07.2013: %4.73
25.07.2013: %4.95
26.07.2013: %5.49

Bu listede, ağırlıklı ortalama olarak oluşan faiz oranlarının hangisi %3.5-%7.25 aralığının dışında? Hiçbiri. Pekiyi, madem ki bankaların likidite ihtiyacı yukarıdaki yöntemlerle sağlanıyor, bu durumda üst bandın %7.25'e gelmesiyle bankaların maliyetleri artmış mıdır? Bu sorunun cevabı, T.C.M.B.'nin hangi fonlama yöntemini kullandığına bağlı. Faiz koridorunun artması, bankaların maliyetlerini doğrudan ve hemen mutlaka artıracaktır gibi bir ifade doğru değil yani. Bankaların fiili olarak maliyetlerini belirleyen oranlar, yukarıdaki listede verilen oranlardır. Dolayısıyla, 23 Temmuz'daki kararlarla ilgili olarak bazı köşe yazarlarından okuduğunuz "ne şiş yansın, ne kebap" ya da "dostlar alışverişte görsün" türünden yorumlar, %5 civarlarında dolanan merkez bankası fonlamasına rağmen koridorun üst bandının %7.25'e çıkartılmış olmasını ifade etmektedir. Yukarıdaki anlatımlar çerçevesinde, üst bandın artırılmasının bankalar açısından sadece bir beklenti yönetimi ifade edip etmediğini ve fiili anlamda neyi değiştirip değiştirmediğini sizlere bırakıyorum.

Sıkılaştırma Nasıl Yapılacak?

T.C.M.B.'nin 23 Temmuz kararlarının ek sıkılaştırma yapacağına yönelik açıklamalarını faiz artırımından çok daha fazla önemsedim. Çünkü artan faiz, fiili olarak bir şey ifade etmiyor. Sıkılaştırma, fiili olarak fonlama sağladığı yukarıdaki yöntemler ile kendini gösterdiğinde bir anlam ifade ediyor. T.C.M.B., bu yöntemler üzerinden - ki ağırlıklı olarak politika faizini kullandığı fonlamayı tercih ediyor - fonlamayı kıstığında bankalara daha az para vermiş oluyor. Bu durum, bankacılık sistemindeki kredi genişlemesini dizginlemek anlamına geliyor. Kredi genişlemesi dizginlendiğinde ise, ekonomideki toplam talep de dizginlenmiş oluyor. Böylece, enflasyon üzerindeki talep yönlü baskıyı hafifletiyor. Ancak, enflasyona neden olabilecek unsurlar sadece talep artışı ile sınırlı değil. Örneğin, uluslararası petrol fiyatları var. Nitekim, son zamanlarda artan benzin fiyatlarıyla beraber artan enflasyonun üzerine bir de talepteki artıştan kaynaklanan bir artış eklemek istemiyor merkez bankası. Bu durumda, bankalara sağladığı likiditeyi kısmak yoluyla bankaların müşterilerine sunduğu kredi kullanım imkanını daraltıyor ve mesela taşıt kredileri, konut kredileri, v.b. türdeki kredi genişlemesinin belli bir sınır içinde kalmasını sağlamaya çalışıyor. Şunun özellikle altını çizelim ki, sıkılaştırma ile istenen sonuçların alınıp alınamayacağını önümüzdeki dönemde gözlemleyeceğiz. Bu yazıda, faiz politikasının başarısına ya da başarısızlığına ilişkin herhangi bir yorum yapmamayı tercih ediyorum. Amacım, T.C.M.B.'nin fonlama yöntemleri çerçevesinde kalarak çok kafa karıştıran bir konuda biraz olsun kafalarda netlik oluşmasına katkı sağlamak.

Yine bir soru: T.C.M.B.'nin bankacılık sistemini fonlama yöntemleri ve bu fonlamalar sonucu oluşan oranları gördükten sonra, faiz koridorunun üst bandındaki artış mı daha önemli, yoksa ek sıkılaştırmaya ilişkin yine 23 Temmuz'da açıklanan kararlar mı? Bu noktada, enflasyon, maliyetler, parasal istikrar konularından hareketle, faizin artmasının ya da düşmesinin genel olarak iyi ya da kötü gibi basit bir bakış açısıyla değerlendirilemeyecek kadar faklı boyutları olduğunu da düşünebilirsiniz. Yani, faizin düşmesi her zaman ve her koşulda iyi bir şey midir? Bunu da düşünün. Sayın Mahfi Eğilmez'in CNBC-e sitesindeki "Faizin Artırılması Gerekiyorsa Artırılmalı" başlıklı yazısını (http://www.cnbce.com/haberler/finans/faizin-artirilmasi-gerekiyorsa-artirilmali) okumanızı öneririm.

T.C.M.B. ek sıkılaştırma uygulayacağı günler için dedi ki, "piyasa yapıcısı bankalara uyguladığım fonlama yöntemini sıkılaştırma yaptığım günlerde kullanmayacağım". Yani, "bazı büyük bankalara %6.00 ile sağladığım likiditeyi %6.75 ile yapacağım dedim ama piyasadaki likiditeyi sıkacağım günlerde bu yöntemi de kullanmayacağım". Bu ne demek? Piyasa yapıcısı bankaların diğer bankalara göre daha düşük maliyetle fon bulabilme olanağını sıkılaştırma yaptığım günlerde ortadan kaldırıyorum demek. Yani, piyasa yapıcısı bankalar için istisnai günlerdeki faiz oranı artışı 0.75 değil, 1.25 puan demek.

Bankaların fonlama sağlamak için mutlaka T.C.M.B.'ye gitmesi gerekmiyor. Büyük bir para havuzu düşünün. Bu havuzun içinde mevduat var. Mevduat için ödenen faiz banka için bir maliyet. Bankalar, kendi aralarından da gecelik olarak borçlanıyorlar. Bu borçlanmalarda da bir maliyet var. Hatta T.C.M.B., kendisine borç vermeye gelen bankalara %3.5 gibi düşük bir faiz veriyor ki bankalar arası borç alma/verme mekanizması sağlıklı olarak çalışabilsin. Bankalar, yurt dışındaki bankaların bir konsorsiyum kurarak oluşturdukları fonlardan meydana gelen sendikasyon kredilerinden yabancı para cinsinden uzun vadeli olarak da borçlanabiliyor. Bunun da bir maliyeti var. Bankaların, menkul değer portföylerinde tuttukları bonolar ve tahviller var. Bu menkul değerlerin satın alındıkları tarihteki fiyatlarıyla, örneğin bugün itibariyle bu menkul değerlerin piyasada oluşan fiyatları var. Satın alınan tarihteki fiyatla bugünkü fiyat arasındaki fark da bankalar için bir kar ya da zarar kaynağı olarak maliyet anlamı taşıyor. Kısaca, T.C.M.B. dışında da kaynaklar ve bunların maliyetleri var. Her banka kendi para havuzunun ağırlıklı ortalamasını alıyor ve ağırlıklı ortalamadaki maliyetini verdiği kredilere yansıtıyor. Böylece, piyasadaki ticari kredilerin, taşıt kredilerinin, konut kredilerinin iş sahiplerine, ev alacaklara, otomobil alacaklara nasıl yansıyabileceği ortaya çıkmış oluyor.

Baktım ki herkes döviz, BİST, FED, parite falan konuşuyor ama herkesin aklı karışık, ben de basit olanı konuşayım istedim. Belki biraz akıl karışıklıklarını gidermiş, en azından son derece kompleks bir faiz konusunu bir miktar da olsa anlatabilmiş olurum diye düşündüm. Bu yazının bankacılara, ekonomistlere, yani uzman kişilere yönelik olmadığı çok açık. Bu kadar kompleks konuları çok basite indirgemeye çalışmak düşündüğümden daha zor oldu. Zoru başarmaya çalışırken, mantık silsilesini farkında olmadan hatalı anlatabiliyor bazen insan. Sadece faizi konuştum. Zorunlu karşılıklar konusuna kasten girmedim bile.

Bu yazıyı, 29 Temmuz günü revize ettim. Sayın Özlem Derici, Sayın Murat Salar ve çalışma arkadaşım Sayın Özgür Bilgili'den ve çok sayıda okuyucudan aldığım katkı dolu eleştirilerle konuyu daha da basitleştirmeye çalıştım. Böylece, eksik ya da hatalı anlatımların önüne geçmeye çalıştım.

Uzun lafın kısası, bilmem anlatabildim mi?

Arda Tunca
(İstanbul, 26.07.2013)