Pages

Wednesday, July 17, 2013

Bernanke ve T.C.M.B.

Ekonominin ana gündeminde Bernanke'nin Amerikan kongresinde yapacağı konuşma ve T.C.M.B.'nin 23 Temmuz tarihli P.P.K. toplantısı var. Bu paralelde, Bernanke'nin konuşmasının küresel piyasalar üzerindeki etkileri ve T.C.M.B.'nin faiz kararının hangi boyutlarda olacağına ilişkin beklentiler ve fiyatlamalar önemli tartışma konularını oluşturuyor.

Takvimdeki sıraya göre, önce Bernanke. F.E.D.'in parasal genişleme politikasına ne zaman son vereceği üzerine yapılan spekülasyonların küresel piyasalara yön verdiği bir durumla karşı karşıyayız. A.B.D.'nin %7.6'lık işsizlik oranı ve yıllık %1.8 olan tüketici enflasyonu verisi, parasal genişleme politikasının geleceğini belirlemede F.E.D.'in kullandığı iki temel kriter olduğu için önemli. İşsizlikte %6.5'e doğru ilerleyişin istikrarlı bir trend içinde olduğu ve bu süreçte enflasyonda %2.5 oranının geçilmeyeceği anlaşıldığı takdirde, parasal genişleme kademeli olarak yavaşlatılacak. Bu kıstasları F.E.D. ortaya koymuş durumda. Dolayısıyla yorumlar, parasal genişlemenin yavaşlayacağı ayın hangisi olabileceği üzerine yapılan spekülasyonlardan oluşuyor. Kalıcılık, sürdürülebilirlik, trend gibi kelimelerin F.E.D. üyeleri ve piyasalar tarafından nasıl algılandığı yönündeki kafa karışıklıklarının yön verdiği bir küresel piyasa var ortada.

Dünya piyasaları parasal genişlemelere öylesine alışmış ve kısa vadeli beklentilerini genişleyici para politikaları üzerine kurmuş durumda ki, temel makro ekonomik değişkenlerin düzelememesinden kaynaklanan endişelere bir de para politikaları kaynaklı endişeleri ekleyecek halde değil. Nitekim, parasal genişlemenin Haziran 2014'te sonlanabileceğinin Bernanke tarafından dillendirilmesiyle, küresel piyasalar adeta bir çöküş yaşadı. Ardından, Bernanke'nin ihtiyaç devam ettiği sürece parasal genişlemenin devam edeceği yönündeki mesajıyla piyasalar bir miktar toparlandı.

Bernenake, hiçbir konuşmasında çelişkili fikirler ortaya koymadı. İstikrarlı ve tutarlı bir şekilde, parasal genişlemenin yavaşlatılmasının kriterlerini sürekli dile getiriyor. Ancak, konuşmalardaki tonlama, bir kelimenin ifade ediliş biçimi bile piyasalardaki fiyatlamaları etkiliyor. Bu durum, piyasaların makro ekonomik temellerden destek alamadığının ve ne kadar kırılgan olduğunun bir göstergesi. F.E.D., kararını verirken A.B.D. ekonomisinin koşullarını değerlendirmeye alacak, küresel piyasalardaki gelişmeleri de kendi ekonomisini olumlu ya da olumsuz yönde etkileme gücü doğrultusunda yorumlayacaktır. Bu nedenle, A.B.D. dışındaki ülke piyasalarının kendi piyasasını nasıl etkileyeceğini de hesaba katmak zorunda. Güçlü ülke algısı ile, parasal genişlemeyi yavaşlatmaya başlamasıyla, kendi varlıklarına olan talebin artışı söz konusu olacak ve küresel düzeydeki avantajlı ülke konumunu sürdürecek. Bu durum, geçtiğimiz haftalarda tanık olduğumuz üzere, gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarını yavaşlatacak ve uluslararası konjonktürdeki gelişmelere karşı özellikle kırılgan olan ülkelerin kendi piyasalarını yönetmesini zorlaştıracak.

Küresel piyasalarda yaşanan gelişmelerle beraber, A.B.D.'nin 10 yıllık tahvil faizleri Mayıs ayındaki %1.6 seviyesinden bugünlerdeki %2.5 civarına ulaştı. Üstelik, parasal genişlemenin sonlanabileceği algısının kuvvetlenmesiyle A.B.D. ekonomisine yönlenen sermaye hareketlerine rağmen. Sermaye akımları, A.B.D. ekonomisinde kuvvetlenme algısının oluşmasıyla, bono ve tahvil alımı yerine kendisini daha çok hisse senedi alımı şeklinde hissettirdi. Nitekim S&P 500 endeksi 24 Haziran'dan bu yana yükseliş trendinde. Yılbaşından 17 Temmuz tarihine kadarki ortalama değeri ise 1,569.18. A.B.D. ekonomisinin 2013 yılı büyümesinin %1.8 olarak beklendiği, Euro bölgesinde ise %0.6'lık bir daralmanın tahmin edildiği bir ortamda, A.B.D. ekonomisi uluslararası sermayeyi çekme gücünü artırıyor.

Gelişmekte olan ülkelerin içinde yer alan Türkiye için kısa vadeli sermaye hareketlerinin önemi çok büyük. Bu durum, bu satırların yazarı tarafından hiç arzu edilmiyor ise de, kabul edilmesi zorunluluğu söz konusu. Zira, Mayıs ayına ait cari denge verilerinde, cari açığın döviz rezervleri kullanılmak suretiyle finanse edildiği gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Ödemeler dengesinin Mayıs ayına ait brüt finans hesabı sadece $142 milyon. Yani, yabancı sermaye girişinde önemli bir ölçüde  azalma var. Üstelik Mayıs ayında Gezi olaylarının hiçbir etkisi yok. Zira protestolar 31 Mayıs günü başlamıştı. Brüt finans hesabının Nisan rakamı ise $16.9 milyar. Nisan ve Mayıs ayları arasındaki fark dikkat çekici. Ayrıca, Brezilya, Endonezya ve Hindistan son bir hafta içinde faiz artırımına gitti. Çin'de parasal sıkılaştırma var. Amerikan 10 yıllık tahvillerinin faizi %2.50 civarında. Küresel koşullar, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu uluslararası sermayeyi çekme gücünü yeniden değerlendirmesi gerektiğini söylüyor.

Türkiye'ye girişi aniden ve sert bir şekilde yavaşlayan yabancı sermayenin ve aynı zamanda açık pozisyonu bulunan reel sektörün, küresel piyasalarda yaşanan gelişmeleri izleyerek Dolar talebi oluşturmasıyla Dolar kuru yükseldi. T.C.M.B., Temmuz ayı içinde toplamda $6.3 milyarlık döviz müdahaleleriyle güçlü, etkin ve geçici bir tavır ortaya koydu. Başta güçlü ve etkin olan müdahale, gücünü ve özellikle etkinliğini daha sonra yitirdi. Çünkü talep çok güçlü idi. Ne zaman ki Bernanke ihtiyaç olduğu sürece parasal genişleme devam edecek dedi, Dolar talebi o zaman zayıfladı ve kurda düşüş meydana geldi. Böylece, T.C.M.B.'nin rezervleri boşa kullanılmış oldu.

Aslında T.C.M.B., kontrol etmesi mümkün olmayan bir küresel gelişmeye müdahale etmeye çalıştı. Dengelerin değişmesiyle beraber gösterge faiz %4.6 seviyesinden %9.80'e, Dolar kuru ise 1.9675'e kadar çıktı. 5 Temmuz itibariyle, T.C.M.B.'nin ilan ettiği haftalık ticari kullanımlarının ağırlıklı ortalaması %10.50'ye yükseldi. Ancak, faiz koridoru halen %3.5-6.5 aralığında. Yani, faiz koridorunun piyasadaki faizlerle ilişkisi kalmamış durumda.

Yukarıdaki gelişmeler karşısında, hükümetin ekonomi zirvesi yapmasının ardından "bağımsız" T.C.M.B., faiz koridorunun ölçülü bir şekilde genişletileceğinin sinyalini verdi. Faiz lobisi fobisi ile boşa harcanan döviz rezervlerinin ardından faizin kullanılacağına ilişkin sinyal, gecikmiş bir kararın habercisi oldu.

23 Temmuz'da faiz koridorunun "ölçülü" olarak genişletileceğinden, koridorun üst bandının 1-1.50 puan aralığında artırılacağını anlamaktayım. Yani üst bant, %7.5-8 aralığında oluşacak gibi. Genel piyasa beklentileri, alt bantta bir değişiklik olmayacağı yönünde. Ancak, alt bantta da artırımı uluslararası sermaye hareketleri çerçevesinde gerekli görüyorum. Zira, cari açığın finansmanında bir sorun belirdi. Bazı gelişmekte olan ülkeler faiz artırdı. Amerikan 10 yıllık tahvilleri %2.5 faizle işlem görüyor. Bu şartlarda, bandın altı olan da %3.5 anlamını yitirdi. Konuşulmuyor ama, alt bantta da %4.5-5 seviyesine çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

Manzara bu! Bu şartlarda, temkinli bir büyüme politikası izlemek zorundayız. Notlarımız artmışken, bu pozisyonu korumak da yine uluslararası sermaye hareketleri düşünüldüğünde gerekli. Cari açığı büyütemeyiz. Yüksek büyüme hızlarına veda ettiğimiz bir zamandayız artık. Onca siyasi istikrara rağmen, neden tasarruf artırıcı politikaların yıllardır uygulanmamış olduğunu da sormadan edemiyorum tabi. Biraz da böyle yaşamaya alışacağız.

Arda Tunca
(İstanbul, 17.07.2013)