Pages

Wednesday, February 6, 2013

Enflasyon, Euro/Dolar Paritesi, Petrol

Enflasyon, Ocak ayında tüketici fiyatlarında yıllık olarak %7.31 ve üretici fiyatlarında yıllık %1.88 ile yıla olumsuz görünen bir başlangıç yaptı. Oysa, tüketici fiyatlarında 2012'yi %6.16'lık bir oranla kapamış ve memnun olmuştuk. Aradan geçen 1 aylık sürede, tüketici enflasyonundaki ani sıçrama can sıktı ama daha da önemlisi, tüketici ve üretici fiyatları arasında oluşan büyük farktı. Bu farkın nereden kaynaklandığı konusunda düşündükten ve Twitter ortamında Sn. Şevket Sürek, Sn. Ali İhsan Gelberi ve Sn. Naki Bakır ile bir beyin fırtınası seansı yaptıktan sonra bazı bulgular ortaya çıktı. Bu bulguların öne çıkanlarını şöyle sıralayabiliriz:
  1. Her ne kadar tüketici enflasyonundaki ani yükselmede gıda fiyatları önemli rol oynadıysa da, talep artışı kaynaklı gibi gözüken bu artışın temelinde, asıl olarak Ocak ayında ağır geçen kış koşullarının arz üzerindeki olumsuz etkileri sözkonusu olmuştur.
  2. Bir aylık bulgularla orta vade için bir yargıya varmanın zor olduğu ve ilk çeyrekteki ortalama enflasyon oranının dikkate alınması gerektiği önemlidir. Aslında, temel enflasyonist etki yapacak değişkenlerin nasıl bir seyir içinde olduğuna ilk çeyreğin sonunda bakmak daha makul bir analiz sonucu ortaya koyacaktır.
  3. Büyümenin yüksek olduğu yıllarda, üreticilerimiz artan maliyetlerini tüketicilere yansıtmamayı tercih etmekte, ancak büyümenin düşmeye başlamasıyla beraber üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki farkın tüketici enflasyonnun yönüne doğru kaymakta olduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Sn. Ali İhsan Gelberi'nin bu konuyu ele aldığı yazı (http://aliihsangelberi.com/tufe-ve-ufe-farki) durumu grafikle ortaya koymaktadır.
Enflasyon oranının ne olduğundan çok, yukarıdaki üç önemli nokta Ocak ayı enflasyonu ile ilgili tartışmalar çerçevesinde ön plana çıkmıştır.

EUR/USD paritesi, iktisatçıların açıklamakta zorluk çektikleri bir seyir izlemektedir. Euro bölgesinin kriz koşullarıyla mücadele ettiği bir süreçte Euro'nun bu kadar güçlü olması, yatırımcı tercihlerini ve davranışlarını anlamak için önemli analiz zorlukları ortaya koymaktadır. Ancak, sözkonusu paritenin son dönemlerdeki Euro lehine seyreden gücü, Avrupa için en kötünün geride kalmış olması tespiti ile paralel bir tablo sergilemektedir. Kur savaşlarının konuşulduğu, dünyanın tüm bölgelerinin düşük kur avantajıyla ihracatına ivme kazandırmaya çalıştığı bir dönemde Euro'nun güçlü olması Avrupa için de arzu edilen bir durum ortaya koymamaktadır. Bugünlerde 1.35'in üzerine çıkmış olan paritenin son bir yıllık seyrini özellikle İspanya ve Yunanistan'ın borç krizi ve A.B.D.'nin mali uçurumla ilgili geçirdiği ve geçirmekte olduğu süreç etkilemiştir. Günlük hareketleri bir kenara koyduğumuzda, orta vadedeki seyrin başrol oyuncuları bu iki gelişmedir.

Petrol fiyatları 2012'de bir süre İran ile ilgili gelişmelerden etkilendi ve sonrasında ekonomik göstergelerin ve uluslararası piyasalarda pozisyon alan yatırımcıların müdahaleleriyle dalgalandı. 2012'nin yaz aylarının ortalarında yılın en düşük seviyelerini gördükten sonra yeniden bir çıkış başladı ve son bir aylık sürede de yine bir çıkış sözkonusu. Yılbaşından bu yana gerçekleşen fiyat artış oranı %5.5 civarında. Petrol fiyatlarını etkilemekte olan faktörler gibi, Euro'yu da etkileyen faktörler temel ekonomik değişkenler olarak dikkat çekmekte. Nitekim, Avrupa'nın krizin dibinden kurtulduğuna dair fikirler ve oluşan atmosfer, hem petrol hem de Euro'nun son bir ayda yükseliş trendine girmesine neden oldu. Bu noktada, petrol ve EUR/USD paritesinin son bir yıllık fiyat seyrine grafikle baktığınızda fiyat hareketlerinin bir benzerlik taşıdığını görüyorsunuz. Bu durum, zayıflayan USD nedeniyle, USD ile fiyatlanan petrole doğru bir kaymanın, yani alternatif bir yatırım aracına sarılmanın göstergesi olarak değerlendirilebilir. Diğer bir ifadeyle, Euro'nun güçlenmesiyle beraber yatırımcıların gözünde hem olumlu görünen bir ekonomik gelişmenin hem de USD'ye alternatif bir yatırım aracının petrol olarak ortaya çıktığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Petrol fiyatlarının son dönemde sermaye piyasalarındaki seyir ile de paralellik gösterdiği ayrıca göze çarpmaktadır. Şunu da not olarak belirtmekte fayda var ki, dünyadaki petrol tüketiminin 2011 verileriyle %37'sini A.B. ve A.B.D. ve %11'ini Çin gerçekleştirmiştir. Bu veri de parite, sermaye piyasaları ve petrol ile ilgili analiz yaparken önemlidir.

Türkiye ise, artan petrol fiyatlarından olumsuz etkileniyor. Fiyat artışının hem tüketiciye yansıması hem de cari açıkla ilişkisi önemli. Fakat, yazının başında enflasyon için belirttiğim görüşü bu bağlamda da koruyorum. İlk üç ayın sonunu beklemekte yarar var orta vade ile ilgili bir yargıya varmak ve gelişmelerle ilgili kesin sonuçlara ulaşmak için.

Arda Tunca
(İstanbul, 06.02.2013)