Pages

Friday, February 22, 2013

Büyümenin Kötü Performansı İçin Bir Hatırlatma

Türkiye ekonomisinin büyüme performansı ile ilgili endişelerimiz yeni başlamadı. Yeni vergiler açıklandığında, para ve maliye politikaları arasındaki ters etkilerin nasıl sonuçlanacağını merak ederek, CFO World dergisinde aşağıdaki yazıyı kaleme almıştım. 20012'nin son çeyreği içinde, olası bir durgunluğun beklediğimizden daha sert gelebileceğinin sinyallerini almıştık. O yazıyı aşağıda paylaşmak gereği duydum:

Türkiye ekonomisi, 2012 yılının ilk 6 aylık döneminde %3.1 oranında büyüdü. Bu yıl için hedef %4 idi. Dolayısıyla, ilk 6 aylık dönemdeki büyüme performansımız, hedefimizin altında kaldı. Piyasaların bazı temel göstergeleri büyüme rakamının yılın ikinci yarısında da bizi %4’e ulaştıracağı mesajını vermiyor. Bu veriler ışığında T.C.M.B. faiz koridorunu daralttı. Bankacılık sektörüne %6.2 ile zaten fonlama olanağı sağlamaktaydı. Böylece, parasal istikrarı bozmayacak, enflasyon yaratmayacak bir likidite seviyesini piyasada korumaktaydı.

Bilindiği üzere, T.C.M.B., faiz koridorunun üst bandını %11.50’den %10’a çekti. Koridoru daraltmanın anlamı, bankaların T.C.M.B.'den borçlanma maliyetinin eskiden %11.5'e kadar çıkabilecekken artık ancak %10'a kadar çıkabileceğidir. Yani, faizle ilgili bir psikoloji/beklenti yönetimidir ve gerçek bir faiz indirimi gibi değerlendirilmemelidir. Ancak, faiz koridorunun daraltılmasıyla, orta vadede finansman maliyetlerinin yükselmeyeceği mesajıyla kredi mekanizmasının daha güvenli bir ortamda çalışmasına çalışılmıştır. Bu da, büyümeyi bir miktar destekleyecek ve aynı zamanda parasal istikrarı da bozmayacak bir hamle olarak değerlendirilmelidir.

T.C.M.B., büyümede beklenen gelişmelerin gerçekleşmediğini görerek, yukarıdaki paragrafta anlatmaya çalıştığım adımı attıktan hemen sonra vergi artışları gerçekleşti. Maliye bakanı Şimşek, bir süredir bütçe açığı üzerine endişelerini dile getirmekteydi. Vergi artışlarının gerçekleşebileceği ihtimal dahilindeydi. Ancak, zamanlaması piyasalarda sürprizle karşılandı.

Vergi artışlarının nedeni, ekonomimizin büyüme temposunun düşmesi. Piyasada daha az ticari faaliyetin gerçekleşmesi ve işletmelerin karlarının düşmesi hem dolaylı hem de dolaysız vergileri düşürücü bir etkiye sahip. Bizim de düşen büyüme performansımız nedeniyle bütçe gelirlerimiz düştü. 2011 yılının ilk sekiz aylık bölümünde 2.1 milyar TL fazla veren bütçemiz 2012’nin ilk sekiz aylık bölümünde 8.5 milyar TL açık verdi. Yani, oluşan açığın sebebi kamu harcamalarındaki artış değil, azalan vergi gelirleri. Diğer bir ifadeyle, bütçe disiplini açısından bir sorunumuz yok aslında. Kamu kesiminde, yatırım ve tüketim harcamalarında kısılmaya dahi gidilmiş. Ancak, sadece personel giderleri ve personel giderleriyle ilintili harcama kalemlerinde bir tasarruf yapılmamış. Son gelen veriler bunu söylüyor.

Para ve maliye politikalarındaki son gelişmeleri genel makro ekonomik gelişmeler bağlamında yukarıda kısaca analiz ettikten sonra, para ve maliye politikalarının genel ekonomiyi nasıl etkileyebileceğini düşünmek gerekiyor. Para politikası tarafında, büyümeyi bir miktar ivmeleyecek bir politika yaklaşımı sözkonusu. Ancak, maliye politikası tarafında ekonomiyi daraltıcı bir etki yapacak ve enflasyonist beklentileri de olumsuz yönde etkileyecek bir gelişmenin kaydedilmesi ile büyümenin bundan sonra nasıl bir seyir içinde olacağı ana gündem maddemiz haline geldi.

Para politikası değişikliklerinin ekonomik değişkenleri etkileme hızı, maliye politikasına göre daha yüksektir. Maliye politikasının kendi içinde ise kamu harcamaları (bütçenin gider tarafı) yoluyla ekonomik değişkenleri etkileme hızı vergi oranlarındaki (bütçenin gelir tarafı) değişikliklere göre daha yüksektir. Ancak, unutulmamalı ki vergi artışları özellikle dolaylı vergiler alanında gerçekleşti. Yani, doğrudan tüketim sırasında alınan vergilerin artmış olması nedeniyle etki hızının yüksek olacağı söylenebilir. Bu şartlar altında, T.C.M.B’nin kararlarıyla büyümenin bir miktar ivmeleneceği düşünülebilir. Ancak, hem yeni vergilerin hem de gelmekte olan enerji zamlarının iç talebi kısıcı etkileri değerlendirildiğinde, zaten zayıflayan ekonomik performansımızın daha da zayıflayacağı düşünülebilir. Ayrıca, vergi artışları ve zamların yaratacağı enflasyonist baskılar nedeniyle T.C.M.B.’nin para politikasını bir miktar daha gevşetme olanağı da son derece sınırlı bir hale gelmiştir.

Para ve maliye politikalarında yaşanan son gelişmeler ışığında, ekoonomi yönetiminde ve ekonomi üzerine fikirler beyan etmekte olan kesimlerde görüş ayrılıkları belirdi. Cari açığı kontrol edelim derken bütçe açığı yarattık diyen bir kesim vergi artışlarının hatalı bir karar olduğunu düşünüyor. Diğer kesim ise, ekonomiyi sıksak bile sonuçta kriz yaratan unsurların ortadan kaldırılmış olduğunu düşünüyor.

Ekonomide, her verdiğiniz bir karar başka bir kararın yaratacağı etkileri bir kenara itmenizi gerekli kılar. Zaten, kıt kaynaklar ve karar tercihleri arasındaki ilişkiler ekonomi öğretisinin en temel noktalarından biri. Benim beklentilerim, artan vergiler ve enerji zamlarıyla ticari faaliyetlerin çıkışa geçemeyeceği yönündedir. Orta vadedeki beklentiler, vergi artışlarından olumsuz etkilenmiştir. Olumsuz beklentiler, yeni yatırımları ve tüketimi erteletir, işsizliği arttırır.

Ticari faaliyetlerimizde, protesto olan senetler ve karşılıksız çıkan çek sayılarında ve tutarlarında artış var. Reel kesim için genel ekonomik ortam ağırlaşıyor. Türkiye’nin tüm bölge ve şehirlerinde azalan ticari faaliyetler ve artan sorunlu krediler sözkonusu. Bu şartlar altında, ağırlıklı olarak T.C.M.B.’nin para politikasının sonuçlarının izlendiği ve ardından gerekli maliye politikası değişikliklerinin yurtiçi ve yurtdışındaki konjonktürün izin vermesi halinde yapılması gerektiği fikrini taşımaktayım. Ekonominin biraz daha yavaşlaması ile belki cari açık daha da daralır ama vergi artışları, bütçe performansını da istenen noktaya getiremeyebilir. Zira, vergi artışlarının büyümeyi olumsuz etkileme gücü, bu ekonomik konjonktürde yüksektir.

Tabii, yapısal reformlarımızı zamanında yapmış olsaydık, bu yazının yazılması tamamen gereksiz olacaktı.

Tunca’dan Tavsiyeler:

Ülkemizin içinde bulunduğu koşullardaki en önemli sorunu hiç kuşku yok ki terördür. Ard arda gelen şehit haberlerinden toplum olarak etkileniyoruz. Çalışma şevkimiz kırılıyor ama işlerimize devam etmekte zorunda kalıyoruz. İçimiz acıyor, toplumumuz bir travma yaşıyor. Ancak, eşimize, dostumuzla bu yaşananları paylaşarak kendimizi ifade etmeye çalışıyor, duruma isyan ediyoruz. Çukurca’da, Ekim 2011’de gerçekleşen ve 24 şehit verdiğimiz o kapkara günün sonunda ben de kendimi bir şiirle ifade etmeye çalışmıştım. Sizlerle de paylaşmak istedim.

24 Şehit

24 şehit, 24 can,

24 ananın 24 saatlik doğum sancıları,

24 saatlik sevinç çığlıkları Yozgat’ta, Bitlis’te, Kırklareli’de, Elazığ’da…

24 yıla bile varamamış kısacık hayatlar,

24 saat içinde kıyılan 24 can,

En az 24 yıldır mücadele ettiğimiz terror,

Ve 24’ünün de Çukurca’da 24 kurşunla kucaklanan kaderleri.

24 ayrı evde ağıt, 24 ayrı musalla taşında cenaze.

24’ümde de gördüm 24 cenaze, 40’ımda hala görüyorum.

Ve daha 24 yaşını görmemiş oğlum için 24 saattir çektiğim ızdırabım.