Pages

Monday, December 31, 2012

2012'nin Kapanışı

Sabahın ayazını yüzüme yiyordum ama her zaman olduğu gibi pek üşüme hissine kapılmadan yürüyordum. Camları, içerideki sıcaktan buğulanmış poğaçacıdan aldığım sıcak bir poğaça ile aracıma doğru yürürken, denizin yeşile çalan rengi ve havanın gri tonları ve uçuşan kar taneleri "tam yılbaşına uygun bir hava" diyerek kendimle konuşmama vesile oldu bir anda. Kendimle ilgili konuları düşündüğümde içimi kaplayan huzur ve ciğerlerimde hissettiğim ferahlık, ülkenin halini düşününce yerini sıkıntıya ve umutsuzluğa bırakıyordu. 2012'nin sonu, böyle olmamalıydı.

Kendimi, hiç bu yıl olduğu kadar büyümüş hissetmedim. 41. yaşımı bitirdiğim bir yılda hala büyümekten mi söz edilir? Evet, edilebilir. Bir zamanlar, bu yaşlar çok büyük gelirdi bana. Bayağı oturaklı bir adam olunması gerektiğini düşünürdüm 40'lı yaşlarda. Zamanla, hiç de öyle olmadığını anladım ya da zamanla süratlenen hayat öyle oturaklı bir görüntü vermeye fırsat yaratmıyordu. Nedendir bilemiyorum, 2012'de bir yanım bu oturaklı havaya biraz büründü. Kişisel tecrübelerimden mi, iki üst neslimin son temsilcisi olan anneannemi 2012'de kaybetmiş olmaktan ve o nesille yaşadığım tüm çocukluk anılarımın artk sadece bana kalmasından mı, yoksa annemin bana birgün dönüp de "artık orta yaşlı bir adam oldun" demesinden mi? Gerçekten bilemiyorum. Fakat, bildiğim tek bir şey var. O da, 2012'de çok şeyin değiştiği. Hem de köklü bir şekilde.

Zaman, insanın kafasındaki pekçok soruya cevap oluyor. İnsan, bilmediği ya da emin olmadığı şeyleri zaman içinde test etme şansı buluyor. Yürüttüğü tahminlerin ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu anlıyor. 2012'de, Türkiye için birkaç sene önce yaptığım tahminlerin de maalesef ki doğru çıktığına tanık oldum. Hiçbir konuda olmadığı kadar yanılmak istemiştim bu konuda oysa. Gerçeklerle arzularım arasında bocalamıştım birkaç sene önce. Lanet olsun ki gerçekler yine ön plana çıktı sessizce. Geri gittik 2012'de. Demokrasi adına, duruma saygı göstermek gerekiyor ama demokrasinin de yavaş yavaş ama bariz bir şekilde yok olduğunu görmemek de nasıl mümkün? Zaten demokrasi, vakti gelince üzerinden inilecek bir tren değil miydi? İniş vakti geldi herhalde. Nasılsa kuvvetler ayrılığı da engel ama parti de kuvvetler ayrılığını en çok savunan partiymiş. Son derece tutarlı. Öyle değil mi? Başkanlık sistemi de yolda bu arada. Zemini hazırladıktan sonra başkanlık sisteminin bizi nerelere götürebileceği de açık.

Kısaca, kendim için iyi bir 2012 ama ülke için yine hiç memnun edici olmayan bir 2012 geçti ve gitti. Temennilere sarılmayı değil, gerçekler üzerinden tahminler yürütmeyi seviyorum. Tabii ki, 2013 sağlık, mutluluk ve başarı getirsin herkese. İyi ve güzel şeyler olsun. Fakat, neyin ne olacağı da aslında belli değil mi? Temenniler, arzuları dile getirmektir. Gerçekler ise 2012'de de aynı, 2013'te de ve sonrasında da.

Yine de 2013 herşeyden önce sağlıklı ve mutlu geçsin. Geri kalanı ise ikinci derecede önemli. Öyle de kalsın kalabiliyorsa.

Arda Tunca
(İstannbul, 31.12.2012)

Thursday, December 20, 2012

Politik Bir Politika Faizi İndirimi

Piyasa, faiz inecek dedi. Hükümet de faizin inmesi gerektiğini aylardır söylüyordu. T.C.M.B. de politik bir hareketle politika faizini indirdi. İçeride küçülen, kamu harcamalarındaki artışla özel harcamalardaki gerilemenin telafi edildiği iç ekonomik dinamiklerin ortasında faiz zaten tarihi düşük seviyelere gerilemişti. Gösterge faiz uzun zamandır %5.75 civarında dolanırken, T.C.M.B.'nin bankaları fonlama faizi %5.60'a kadar inerek, indirimden önceki politika faizi olan %5.75'in dahi altına inmişti.

Hatırlanacağı gibi, 2012'in ilk yarısında, dünyanın önemli merkez bankaları faiz indirirken biz ekonomiyi soğutalım diye faiz yükseltiyorduk. Daha sonra indirimlere gitmeye başladık. Çünkü, bu defa fazla yavaşladığımızı anlayıp kredi hacmi artışıyla büyümenin desteklenmesi gerektiğinin farkına vardık. Faiz indirimlerinin başladığı süreçten bu yana, büyümenin ne kadar ivmelenmiş olduğunu henüz anlayamadan ve ölçemeden T.C.M.B.'nin 0.25 puanlık politika faizi indirimi geliverdi. Kanımca, hiçbir anlamı olmayan bir indirim oldu. Zira, T.C.M.B. sadece politika faizini indirmekle kalmadı. Bankaların bir yıla kadar vadeli yabancı para cinsinden zorunlu karşılıklarının oranını da 0.5 puan arttırdı ve piyasadan tahminen $850 milyonluk bir likiditenin çekilişini de sağlamış oldu. Yani, bu durumda bankaların fonlama maliyeti bir taraftan iniyor gibi gözükürken, diğer taraftan arttırılmış oldu. Ayrıca, TL cinsinden zorunlu karşılıkların döviz olarak tutulabilecek kısmı için bir değişiklik yapmazken, R.O.K.'un altın cinsinden tesis edilebilen kısmı için tüm dilimlerde 0.1 puanlık bir arttırım gerçekleştirdi.

T.C.M.B.'nin yukarıda özetlediğim hamlesinin makro ekonomik değişkenler üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Gecelik borçlanma faizi %5'te ve borç verme faizi %9'da tutulmuşken, yani faiz koridoru aynı aralıkta yeniden belirlenmişken ne uluslararası sermaye hareketlerine yönelik ne de bankaların fonlanma maliyetlerine yönelik bir müdahale geldi. Bu şartlar altında, faiz oranlarında önemli bir değişiklik beklemek yersizdir. Ancak, gösterge faizde bir miktar yukarı yönlü kıpırdanma olduğu da unutulmamalı. 2012'nin son çeyreğine ait veriler gelmeye başladıkça ve 2013'ün ilk aylarındaki genel manzara ortaya çıkmaya başladıkça bahar aylarına doğru faiz arttırımları gelebilir. Bunu, şu anda çok net olarak öngöremiyoruz. Zira, düşük faiz ortamına büyüme ve enflasyonun nasıl karşılık vereceğini net olarak kestiremiyoruz. Artan vergiler ve %15'lik kredi hacminin büyüme sınırlandırması önümüzdeki ayları sisli bir hale getirdi.

2012 takvim yapraklarında devam ediyor ama aslında 2013 başlamış bulunuyor ve T.C.M.B.'nin son toplantısının kararlarını 2013 yılının dengeleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Uluslararası sermaye hareketlerinin ve reel kurdaki gelişmelerin dikkatle izlendiği, büyümenin 2013'te %4-5 civarında nasıl tutulacağının hesaplarının yapıldığı, dış ticaretteki gelişmelerin bu değişkenlerle etkileşiminin özel öneme sahip olduğu bir yılda T.C.M.B.'nin özellikle çok iyi takip edileceğini önceki yazılarda belirtmiştim. Şimdi de bunu yapıyoruz.

T.C.M.B., piyasaya ve hükümete karşı birşeyler yapıyor gözükmeye çalıştı ama aslında hiçbir şey yapmadı. Bu durumda da, kendi hedeflerini saptırmayacak bir dengeyi tuturup, vaziyeti idare etmeye çalıştı. Yani, politik bir politika faizi indirimi gerçekleştirdi.

Arda Tunca
(İstanbul, 20.12.2012)

Monday, December 17, 2012

Ekonomide 2013 Beklentileri

2013 yılı için planlar yapıldı. Özel firmalar, kamu kurumları bütçelerini tamamladı. Planların ve bütçelerin yapılması için çok sayıda varsayım yapıldı. Tabii ki, her kurum varsayımlarını gizlilik prensipleri içinde, kendi sektörünün döngülerini ve işleyişini değerlendirerek ve genel ekonomik ve siyasi ortamın 2013'te neler sunabileceğini ya da sunamayacağını hesaba katarak yaptı.

2013 yılına halen 2012'den bakma şansımız varken, Türkiye için şu tespitlerde bulunabiliriz sanırım:
  1. 2012, Küresel ekonominin Türkiye ekonomisini olumsuz yönde etkileyebileceği endişeleriyle 2011 yılındaki %8.5'lik büyüme hızını 2012'nin ilk 9 ayı sonunda %2.6'ya kadar sert bir şekilde düşürdüğümüz bir yıl oldu.
  2. Türkiye ekonomisi içeride küçülürken, ihracat atağı yaparak ekonomiyi genel olarak büyütebildik. Yani, yerli talep daralırken, dış talebi yaratacak arayışlarla olumlu sonuçlar alarak ihracatı arttırdık.
  3. Yumuşak iniş adı verilen büyümeyi yavaşlatma stratejisi ithalatı kısarak cari açığı kontrol altına almak için yapıldı ama ithalat önemli ölçüde küçülmedi. Cari açıktaki daralma, ihracat artışından kaynaklandı.
  4. Ekonominin temposunu düşürmekte, 2012 yılı boyunca baş rolü T.C.M.B. oynadı ve faizleri yüksek seviyelerde tuttu. Ancak, büyümenin tahmin edilenden daha fazla düştüğü ortaya çıkmaya başladıkça, bu sefer faiz indirimleri geldi.
  5. Büyümenin temposu düştüğü için bütçe açıkları gündeme geldi ve sıkılaştırıcı maliye politikalarına baş vurduk. Yani, vergileri arttırdık. Bu anda, para ve maliye politikaları birbirleriyle ters bir manzara ortaya koydular.
  6. Yukarıda sıralanan ekonomi politikalarının uygulanması sonucunda, tarihi seviyede düşük faiz ortamı, yıl boyunca yapılan tahminlerin (T.C.M.B.'nin hedefinin değil) altına inen enflasyon oranı, düşük büyüme hızı, yılın sonuna doğru artan işsizlik ve açık verme eğilimi artan bir bütçe dengesi tablosuyla karşı karşıya kaldık.
Şimdi, 2012 manzarası 2013'e nasıl yansıyacak sorusunun herkesi meşgul ettiği bir dönemdeyiz. 2012 için, yılın son aylarının ve çeyreğinin verileri gelince yeniden değerlendirmeler yapacağız. Ancak, 2013 için tahminler yapmak zorundayız. 2013 tahminlerini ana başlıklarla sıralayacak olursak:
  1. Büyüme oranının O.V.P.'de %4 olması hedefleniyordu. Bu, gerçekçi ve makul bir hedef. %4 oranını kriter alarak 2013'ü değerlendirmek yerinde olacaktır.
  2. Düşük faiz ortamı bir süre daha devam edecek. Zira, ekonominin ne kadar toparladığını henüz göremiyoruz. T.C.M.B.'nin arka arkaya faiz koridorunun üst bandını indirmeye başladığı süreçle aynı zamana denk gelen vergi artışları nedeniyle iç talepteki canlanmanın ne ölçüde ve ne kadarlık bir zaman farkıyla geleceğini henüz analiz edebilmiş değiliz. Ancak, 2013'ün başlarında ivme kazanacağı tahmin edilen büyüme rakamının ilk çeyrekteki sonuçları yılın geri kalanı için para politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynayacak. Zira, cari açığın artması riskini iyi yönetmek zorundayız.
  3. Büyümenin bir miktar ivme kazanmasıyla beraber özellikle dış ticaretteki gelişmeleri ve enflasyonu yakından takip ediyor olacağız. 2012'de büyümenin temposu düştü ama ithalat çok düşmedi. İhracat artışını ve buna paralel olarak ithalattaki gelişmeleri çok iyi izliyor olacağız. Dış ticaret, önemli mesajlar verebilen bir alan. Altının dış ticaretteki rolünü de sürekli izliyor olmamız gerekecek. İşin içinde hem muhasebe anlamında hem de dış ticaretin performansı anlamında sorgulanması gereken noktalar var. Bu noktada benim görüşüm, operasyonların neden yapıldığının değil, rakamları saptırmaya çalışanların bunu neden yaptığının sorgulanmasıdır. Yoksa, altın ithalatı ya da ihracatı ile hiçbir sorunum yok.
  4. Enflasyon konusunda, iki faktörü mercek altına yatırmamız gerekecek: emtia fiyatları ve içerideki vergi ayarlamaları ve zamlar. Emtia fiyatlarını - ki bizim için en önemli olanı petrol - özellikle Çin'in büyüme temposunu arttırması arttırabilir. İran'ın nükleer heveslerini kursağında bırakacak önlemler alınmış durumda. Bu konu, uluslararası politkada zaman zaman ciddileşse de petrol fiyatlarını etkileyen ana unsur olmayacaktır. Enflasyon için diğer ana konu vergiler olacaktır. Zira, bütçe verilerinin soğuyan bir ekonomide olumlu gitme şansı yok ve bütçe disiplini Türkiye'nin koşulları dünya ile beraber değerlendirildiğinde korunmak zorunda.
  5. T.C.M.B., hem enflasyonu kontrol etmeye çalışırken hem de bir miktar artış sağlayacak büyümeye nasıl destek verebilecek? Ayrıca, uluslararası sermaye girişlerinin de canlı olduğu bir ortamda. T.C.M.B.'nin hünerini işte bu noktada göreceğiz. 2013'te T.C.M.B.'yi 2012'den çok daha hassas bir denge tutturma sorunu bekliyor.
  6. Fitch tarafından 2012'de arttırılan notumuz S&P ve/veya Moody's tarafından da arttırılırsa, uluslararası sermaye girişleri canlanacaktır. Bu durumda T.C.M.B., faiz koridorunun alt bandında indirimlere gidebilecek ve olası spekülatif ataklara karşı bir savunma mekanizması çalıştırmaya başlayacaktır. Aksi takdirde dışa bağımlılığımız, değerlenen TL ve dolayısıyla artan ithalat nedeniyle artacak cari açık yüzünden yükselebilir.
  7. Yurtdışındaki gelişmelerde ise öncelikle A.B.D.'nin mali uçurum konusunu izleyeceğiz. Diğer konularımız, Euro bölgesinin gidişatı ve Türkiye'ye etkileri, Suriye ve Çin'in ve Çin ile beraber Asya ülkelerinin ekonomik performansları olacak. İran da var ama o konuya yukarıda kısaca değindim.
Çok fazla konuyu bir araya getirmeye çalıştığınızda neyi açıkta bıraktım acaba diye sorup duruyorsunuz kendinize. Bu yazıda da böyle bir hisse kapıldım doğrusu. Fakat, her biri onlarca farklı yazı hak eden konuları genel olarak değerlendirmeye alınca ve koskoca yeni bir yılı masaya yatırınca belki de başka türlü hissetmek garip olurdu.

Sonuç: 2013'te Avrupa yine zorlanacak. Yine yönetsel zaaflar yaşayacak. Eylül'deki Almanya seçimleri önemli. Ancak, Merkel yine başta kalacak büyük ihtimalle. A.B.D., mali uçurum konusunu çözecek ve kötünün iyisi performansını devam ettirecek. Biz ise, bu sisli görüntünün içinde daha bilinenleri fazla olan bir ortamda olacağız. Fakat, istatistiki verileri gün ya da hafta değil, an bazında takip etmek zorunda olacağız. 2013 zor olacak. Hem de 2012'den daha zor.

Herkese kolaylıklar dilerim.

Arda Tunca
(İstanbul, 17.12.2012)

Wednesday, December 12, 2012

Türkiye'de Dış Ticaret ve Büyüme

Türkiye ekonomisi, dünya ekonomisinin içinde bulunduğu sorunlarla beraber zorlu bir sürece girdi. Bu zorlu sürecin yumuşak bir şekilde geçiştirilebilmesi adına atılan adımlar ortaya yeni bir manzara koydu. Ortaya çıkan manzara, zayıf noktalarımızın belirgin bir şekilde gözükmesine neden oldu. Zayıf noktalar, dile getiriliyordu, anlatılıyordu, değişik platformlarda uyarı mekanizmaları devreye sokuluyordu ama politikanın çıkar odaklı söylemleri içinde yıllardır kayboluyordu. Şimdi ise rakamlar konuşuyor ama politika yine olanca gücüyle devrede ve kamuflaj görevini sokaktaki adama karşı yerine getirmekle meşgul. Bakınız: son yapılan bütçe görüşmeleri.

Politika bir yana, ekonominin durumunu teknik açıdan değerlendirmek her zaman daha keyifli ama o noktada da ciddi bir analiz eksikliğimiz olduğu ve niceliksel çalışmaların eksikliği ve yetersizliği nedeniyle niteliksel çıkarsamaların detaylarında yetersiz kaldığımız kesin. Çünkü, bu çalışmaları yapmakla mükellef akademik dünyamız suskun, tembel ya da akademik çalışmalar yapılması gerektiğinin farkında değil. Bazı akademisyenlerin fazla akademik olmak suçlamalarıyla karşılaştıkları "akademik" ortamları da biliyorum. Bu nedenle, ortaya çıkan sonuca fazla da şaşırmıyorum. Akademik kültürsüzlük, kendi başına bir kültür yaratmış durumda Türkiye'de. Bilim üreten bir toplum olmadığımız için bilime nasıl sahip çıkacağımızı da bilemiyoruz.

Gelelim dış ticaret ile büyüme arasındaki meşhur ilişkiye. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki, 2012 yılında yaşanan inişin yumuşak olduğunu söylemek pek mümkün değil. 2011 yılını %8.5'lik bir büyüme hızıyla kapattıktan sonra, 2012'nin ilk 9 ayı sonunda %2.6'ya inen bir büyüme hızı için yumuşak ifadesini kullanmak doğru gelmiyor bana. Üstelik, 3. çeyrekteki büyüme %1.6. 2011 yılının ilk çeyreğindeki büyüme %12.1 idi. 2011 başından bu yana açıklanan büyüme verilerini sıraladığımızda sert bir inişten söz etmek gerekiyor.

                     2011           2012
1. Çeyrek      %12.1         %3.4
2. Çeyrek      %  9.1         %3.0
3. Çeyrek      %  8.4         %1.6
4. Çeyrek      %  5.0            -

Yıllık             %  8.5            -

Rakamlar, 2011 yılının başından beri çeyrekler bazında yapılan bir analizde, büyüme hızımızın düzenli olarak düştüğünü anlatıyor bize. Türkiye'ye gelişmekte olan bir ülke olmak vasfıyla ve cari nüfus artış hızıyla baktığımızda, net büyümenin neredeyse durduğunu söylememiz mümkün. 2012 için yukarıdaki tabloda ortaya konan rakamlar, yıllık %1.5 civarındaki nüfus artışımızı ve değişen, gelişen, yani kalkınma yapabilmek için geçerli ihtiyaçlarımızı da hesaba kattığımızda büyüyen bir Türkiye görüntüsü vermiyor.

Büyümeyi, yüksek cari açığın yaratabileceği potansiyel tehlikeleri bir ölçüde ortadan kaldırabilmek adına yavaşlattık. Bunu da bilinçli olarak gerçekleştirdik. Nitekim, Ocak-Ekim 2012 dönemi için cari açık $41.1 milyar olarak açıklandı. 2011 yılının aynı dönemindeki açık, $65 milyar idi. Ancak, küçülen cari açığımızın büyük bir bölümünü oluşturan dış ticaret açığına baktığımızda, Ocak-Ekim 2011 dönemindeki $76.1 milyarlık dış ticaret açığının 2012'nin aynı döneminde $55.4 milyara gerilediğini gözlemliyoruz. Dış ticaret açığındaki bu gerileme ithalattaki azalıştan kaynaklanmıyor. Yine Ocak-Ekim 2011 döneminde $194.6 milyarlık ithalat, 2012'nin aynı döneminde sadece %2.51'lik bir küçülmeyle $189.7 milyar olarak gerçekleşmiş. Oysa ihracat, aynı dönemler karşılaştırıldığında %13.37'lik bir büyümeyle $118.5 milyardan $134.3 milyar seviyesine ulaşmış. Yani ithalat, Ocak-Ekim dönemi için 2011'den 2012'ye $4.9 milyar azalırken, ihracat $15.8 milyar artmış.

Yukarıdaki istatistiki verilerin ortaya koyduğu manzara şu soruları sormamıza neden oluyor: Büyümedeki sert düşüşe rağmen ithalatımız neden sert bir şekilde düşemedi? İhracatta, çok zor şartlar altındaki dünya ekonomisi koşullarına rağmen yeni pazarlar bularak başarılar elde ettik. Pekiyi, artan ihracatın ne kadarı ithalatta, Türkiye'deki talep daralmasının ithalatı aşağıya çeken etkisini frenledi? Yani, iç talebin büyümeye etkisinin negatif olduğu bir yılda sadece ihracatın pozitif etkisini yaşarken yeteri kadar indiremediğimiz ithalat rakamı, ihracat için ithalat yapmak zorundayız söyleminin halen geçerli olduğunu mu gösteriyor? Bu soruların cevapları, çok düzenli ve disiplinli analitik çalışmaların arkasında gizli. Bunlara yanıt olabilecek akademik çalışmalar varsa okumak isterim ama pek rastladığımı söylemem mümkün değil.

2013 için yapılan tahminlerde, büyümenin yine sınırlı kalacağını biliyoruz. Fakat, yukarıdaki dış ticaret verileri cephesinden konuyu irdeleyince, bu yıl ortaya koyduğumuz kötünün iyisi olan tabloyu 2013 yılında da sürdürüp sürdüremeyeceğimiz konusunda şüphelerim oluşuyor. Zira, ortaya konan hiçbir çalışma beni tatmin etmiyor, niteliksel analizler için yeterli veriler sunmuyor.

2012 için kamuoyunda genel kabul görmüş %3'lük büyüme beklentisinin de nasıl gerçekleşeceğini merak ediyorum. Zira, Ekim ayı sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre %5.7 düştü. Ayrıca, banka kredilerinin düşük faiz ortamına rağmen yeteri kadar artmadığı bir süreçten de geçtik. Bu durumun ortaya çıkışında, en etkili olan gelişmelerden biri, artan vergilerdir.

2013'ü ayrıca değerlendirmeye çalışacağım ama kesin olan o ki, 2012'de durumu idare etmeyi başardık. 2013'te T.C.M.B.'ye çok iş düşmeye devam edecek. T.C.M.B., 2012'de olduğundan daha fazla odağımızda olacak.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.12.2012)